İnsanlar gelip gelip gidiyorlar çok acaip Hükümler verip kararlar alıp duruyorlar ne fena Sular asfaltı deliyor söylenmeyen sözler bağrı Durmuyorlar hareket halindeler hep Çok acaip..Sevindikleri ve üzüldükleri şeyler acaip yakın birbirine Tek kelimeyle sarılıyorlar tek kelimeyle işleri çıkıyor çok acaip Bütün zamanları sizin gibi oluyor bazen Bazen bir sigara daha zor sıkışıyor araya Çok acaip..Eşya normal ağaç normal kedi köpek hepsi normal Bir tek insan acaip ne yapacak belli olmuyor Gülerken ağlayacak gibi oluyor susuşu sanki cehennem Dursa bile yoruyor üstelik farkında değil Ayak uyduramıyorsun ne yapsan Çok acaip..İğne üzerine hesap yapıyor mesela çakmak üzerine sevgili üzerine Bırakıp kaçmak geliyor içinizden kaçılmıyor çok acaip Öyle saçma oluyor ki sonra her şey Rakının tadı çok acaip Sigaranın dumanı çok acaip İçinizden neler neler geçiyor Anlatamıyorsunuz çok acaip..Bulvar arkası parklara sığınıyorsunuz çaresiz Yolacak ot arıyorsunuz işeyecek ağaç gölgesi Bir kusma geliyor sonra sonra sus sonra dur O an bütün kainat komple durur gibi oluyor Çok acaip… -Ali Lidar
Hiçbir zaman kusursuz bir şeye sahip olamazsın. Eline geçenler eksik olur. Sen razı olunca tamamlanır. İnsanoğlu, yeryüzüne ayak bastığı ilk günden beri bitmek bilmez bir tamamlanma təlaşı içindedir. Kusursuz bir hayat, eksiksiz bir mutluluk, pürüzsüz bir eşya, hatasız bir insan arar dururuz.
Alıntı
Reklam
İCMÂL-TAFSÎL İLİŞKİSİ...
(...) İcmâl-tafsîl ilişkisi, esasında kuvve-fiil ilişkisidir; asıl-gölge münasebetinin gelişme ve açılma planındaki görünüşüdür. İcmâl asıldır; tafsîl onun zaman, mekân, mesele ve tatbik içindeki açılmış gölgesidir. Bu, mânâ-kalıp ilişkisinden daha farklıdır; çünkü burada görünme değil, açılma ve gelişme, yani potansiyelin aktüelleşmesi esastır. Esas olan, özde bulunan hakikatin zamanla açılmasıdır. İcmal, toplu hakikattir; tafsil, o toplu hakikatin açılmasıdır. Tohum-ağaç misâli bu ilişkiyi iyi anlatır. Ağaç, tohumun kendisini açmasıdır. Tohumda ağaç icmal hâlindedir; ağaçta tohum tafsil hâlindedir. Tekrarlarsak, burada mesele yalnız görünmeyenin görünmesi değildir; toplu, yoğun, öz hâlindeki bir hakikatin zamanla açılması, dallanması, mertebelenmesi, tafsil kazanmasıdır. İstidad-gerçekleşme ilişkisi bunu anlatır. Büyük Doğu-İBDA ilişkisi de burada anlaşılabilir: Büyük Doğu’da icmâl hâlinde bulunan mânâ, İBDA’da tafsîl, işleyiş, mevzu, dil, metod ve tatbik kazanır. Büyük Doğu kaynak, gövde, mânâ, sebep, şekil, öz ve gaye olarak durur; İBDA onun yemişi, nakşı, zâhiri, oluşu, tebliği, işletilişi ve “niçin” kanadı olarak görünür. Aynı şekilde Peygamberî hakikat sahabede; sahabe hakikati mezhep, içtihad ve vazife taksiminde; Mutlak Fikir ise eşya ve hâdiseler karşısında tafsil edilir. Zamanüstü-zamanî ilişkisi de asıl-gölge düzenine bağlıdır. Zamanüstü asıldır; zamanî olan onun tarih, hâdise, şart ve mekân içindeki gölgesidir. İBDA’nın iddiası, zamanüstü hakikati zamanî şartlarda işletmesi ve zamanî olanı zamanüstü ölçüye bağlamasıdır. Zamanî olanı mutlaklaştırmak, gölgeyi asıl yapmak olur. Zamanî olanı inkâr etmek ise asılın gölge alanındaki tatbikini yok saymak olur. **Değişme-değişmezlik ikiliği de burada belirir. Değişmezlik asıldır; değişme onun
Tefekkürât
İBDA'yı Okumaya Nereden Başlamalıyım?
“İBDA’yı okumaya nereden başlamalıyım?” Bu soruya genellikle dilin ağırlığı, eserlerin zorluğu veya hangi kitabın daha kolay anlaşılacağı açısından cevap aranır. Elbette bunlar bütünüyle önemsiz değildir. Çünkü İBDA dili ilk temas eden okuyucuya ağır gelebilir; kavramlar yoğun, cümleler girift, göndermeler geniş, meseleler sembollerle iç içedir. Fakat soruyu soranın öğrenmek istediği şey çoğu zaman yalnız bu değildir. O, aslında şunu sormaktadır: İBDA’nın vermek istediği ilk ders nedir? İBDA nasıl okunmalı? İBDA’yı nasıl doğru anlayabilirim? Buna karşılık, İBDA Külliyatı’nı okuyup anlama meselesi de yalnızca “şu kitaptan başla, sonra bunu oku, ardından buna geç” şeklinde liste sırasıyla çözülecek bir mesele değildir. Çünkü İBDA’nın da okuyucusundan talepleri vardır. Başlangıçta ilk öğrenilmesi gereken şey, kitap isimlerinden önce okuma tavrıdır. İBDA, roman gibi tüketilecek, akademik makale gibi fişlenecek, ideolojik broşür gibi ezberlenecek, tasavvuf risalesi gibi sadece zevk edilecek bir külliyat değildir. Çünkü İBDA okumak, malûmat toplamak değildir. İBDA okumak, düşüncenin merkezini değiştirmek, kavramlar arasındaki nisbeti görmek, meselelere İslâm’a muhatap anlayış zaviyesinden bakmayı öğrenmektir. İBDA okumak, bir dilin içine girmek, kavramların birbirine nasıl bağlandığını görmek, aynı meselenin farklı eserlerde nasıl yeniden açıldığını takip etmek, her kitabı kendi mevzuu içinde okurken bütünle irtibatını kaçırmamaktır. Külliyatın zorluğu da, bereketi de buradadır. Bu külliyata hangi kitaptan başlanacağı kadar, hangi tavırla başlanacağı da önemlidir. Hattâ daha doğru söylersek, tavır yanlışsa doğru kitaptan başlamak bile okuyucuyu doğru yere götürmeyebilir. **Bu yüzden meseleye “önce en kolay, en akıcı kitabı okuyun” diye cevap vermek
Tefekkürât
Ne mi yapacağım bundan sonra? Ayak izlerimi silmek için sana gelen bütün yolları tersinden yürüyeceğim önce. Şiir yazmayacağım bir süre, Fotoğraflarını güneşe koyacağım, bir an önce sararsınlar diye. Hediyelik eşya satan dükkanların önünden geçmeyeceğim. Senin için biriktirdiğim yağmur suyunu, bir gül ağacının dibine dökeceğim. Falcı kadınlara inanmayacağım artık. Trafik polislerine adres sormayacağım, Geleceğe ışık düşüren bir gülüşle gülmeyeceğim kimseye…. Ne yapacağımı sanıyorsun ki? Tenin tenime bu kadar sinmişken, ömrüm azala azala önümden akarken, gittiğin gerçek bu kadar herkese benzerken.. Senin korkularını, benim inceliğimi doldurup yüreğime, bıraktığın boşluğu yonta yonta binlerce heykelini yapacağım. Şükrü Erbaş
Şiir
İSLÂM: ÇAĞLAR ÜSTÜ MUTLAK FİKİR...
(...) Oysa İslâm sadece ferden yaşanabilecek bir din değildir. O, sadece namaz kılmak, oruç tutmak, İslâm’a göre evlenmek ve boşanmak değildir. İslâm, “Çağlar üstü Mutlak Fikir”dir; çağın getirdiği hiçbir mesele, İslâm’ın dışında olamaz. Bir Müslüman asla “çağdışı” kalamaz. Çünkü o, halife olarak yaratılmıştır; eşya ve hâdiselerden o sorumludur; çağın getirdiği meselelerden o sorumludur. Onların dindeki yerini bulmak ve “dindeki gizlilikleri açık etmek”, onun baş görevidir. Bir tür, hakikatin Hakk’a nisbetinin gözcüsü ve sözcüsüdür. Bunu da ancak İslâma Muhatab Anlayış’la yapabilir. İslâma Muhatab Anlayış ona, İslâmın sosyoloji, psikoloji, felsefe, teknoloji, edebiyat, resim, müzik vs bütün insanî verim şubelerinde hükmünün ne olabileceğinin de anlayışını verir. Tek kelimeyle İslâma Muhatab Anlayış, İslâm ile, çağın getirdiği meseleler arasında bir “vasıta sistem” rolü oynar. -Selim Gürselgil, İBDA KÜLLİYATI ÜZERİNE DENEMELER -13- (İslâma Muhatap Anlayış) Teorik Dil Alanı, -I- 1 Haziran 2011, akademyadergisi.com, 19 Ekim 2016- Kaynak: S.G. “İBDA Külliyatı / Salih Mirzabeyoğlu’nun Eserlerine Giriş Mahiyetinde Denemeler” ismiyle 2015 yılında Akademya tarafından basılmış ve bir süre sonra tükenmiş bir eserden kamuoyunun istifâdesi amacıyla yapılmış iktibaslardır. Eser, Türkiye’nin en çok takib edilen forum sitesinde İBDA Külliyatını tanıtma gâyesiyle 2011-2014 yılları arasında kaleme alınmış denemelerden oluşmaktadır.
Akademya Yazıları
Reklam
Reklam