02.02
İnsan en çok neyi kaybetmekten korkar?? Bir insanı mı, bir eşyasını mı, yoksa parasını mı?? Peki korkularımızın temelinde sadece onların varlığı mı yatar?? Yoksa onlara yüklediğimiz anlam mı bizi kaybetmekten korkutur?? Belki de olay, dünyanın değerli olarak nitelendirdiği şeyleri bizim de değerli görmeye başlamamızdır… Belki de insan, bir şeyi kaybetmekten çok onun kendisinde bırakacağı boşluktan korkar. Çünkü onun için, bir eşya yalnızca bir eşya değildir; belki bir hatıradır. Para yalnızca para değildir; bazen emektir, güvendir, geleceğe dair bir umuttur... İnsan ise başlı başına bir dünyadır, izdir. Onu kaybetmek, bazen o dünyayla birlikte kendimizden bir parçayı da kaybettiğimiz anlamına gelir. Bu yüzden herkesin korkuları farklıdır. Kimi yıllarca verdiği emeği, kimi sevdiği insanları, kimi ise sahip olduğu statüyü kaybetmekten korkar. Ama bütün bu korkuların temelinde ortak bir nokta vardır…. İnsan, kendisi için anlam taşıyan şeyleri kaybetmekten korkar. Bundan dolayı sorulması gereken asıl soru şu olmalı: Bizi korkutan şey kaybın kendisi mi, yoksa o kaybın bizden götürecekleri mi?? İnsan en çok sahip olduklarını mı kaybetmekten korkar, yoksa onlarla birlikte inşa ettiği benliğini mi?? Düşünsel geceler 1K…
1000Kitap
Şebin zulmetinde bir fincân kahve, birkaç varak kelâm ve nihâyetsiz tefekkür… Nihâyet idrâk olunur ki, bekā yalnız Hazret-i Hakk’a mahsustur; sâir cümle eşya fenâya dûçârdır.
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
"Geri dönülmez o enkaz..."
"İçinde yangın çıkan bir evden eşya kurtarmaya çalışırken zehirlenip ölmek gibi... Bazı insanlar hayatlarındaki enkazları tamir etmeye o kadar odaklanırlar ki, o enkazın altında bizzat can verdiklerini fark etmezler. Bitmesi gerekeni uzatmak, sadece acıyı kronikleştirmektir. Konu duvarların yıkılması değil, senin hâlâ o çatıyı tutmaya çalışmandır.
Okuyun...!!
Kızlarım, okuyun.. Okumazsanız kolunuza takılan üç bilezikle, kocanızın ömür boyu ödeyeceği koltuk takımıyla övünen, çeyizi dünyadaki en değerli eşya sanan bireyler olursunuz... Dışarıda nehir gibi akan bir hayat varken, Siz o nehirdeki sabit kaya gibi sürekli aynı yerde kalırsınız...
olmamasına razıyım. oluyormuş gibi olmasın yeter. elinizden geleni yapdıkdan sonra , hala da olmuyorsa , o zaman ayağınızdan geleni yapın: gitmek gibi mesela. dayanılmaz olan aslında yaşam değil, insanlarmış. " pek çok şeyin bambaşka olmasını isterdim.. güzel bir dilekti, belki düzgünce dileseydim.. benim yalnızlığım insanlarla dolu.. bir hedef var, ama yol yok; bizim yol dediğimiz şey, bir duraksama anı. en iyiyi ararken, iyiyi kaybediyorsunuz. "sein" sözcüğü almancada iki anlama gelir:"var olmak" ve "onun olmak." dışarıya kapanmak esasen içeriye açılmaktır. huzur mu istiyorsun? az eşya, az insan.. kendine bir engel arayarak vaktini boşa harcama. belki de hiç engel yoktur "kör bir kuş gibi. nerede sert bir duvar var oraya çarpıyorsun."
İÇTİHAD NASSI AŞMA FAALİYETİ DEĞİLDİR...
(...) İçtihad, nassı aşma faaliyeti değildir; nassa bağlı aklın değişen hâdiseler karşısında hükmü bulma faaliyetidir; dinde gizli olan hükmün açığa çıkarılmasıdır. Burada “gizli olan” Kur’ân’ın her çağa hitap eden bir hükmünün olmaması değildir; tam aksine, gizli olan, hükmün eşya ve hâdisedeki mahalli, insan ve toplumdaki karşılığı, zaman içindeki tatbik keyfiyeti, yani “bu ölçü bu vakıada nasıl görünür?” sorusunun cevabıdır. Yâni dinin gizliliği, dinin kapalı, eksik, tarihî şartlara mahkûm veya modern yorumcu tarafından tamamlanmaya muhtaç oluşundan değil; insanın, eşya ve hâdisenin, zamanın, toplumun ve kendi nefsinin hakikatine nüfûz etmekteki aczinden doğar. Tarihselci burada yanılır: O, değişen tarihî şartları görünce hükmün bağlayıcılığını tarihî şartlara indirir. İslâm’a Muhatap Anlayış ise değişen tarihî şartları görünce, “bu şartın hakikati nedir ve Mutlak Ölçü bu şartta nasıl tatbik edilir?” diye sorar. Bu yüzden “dindeki gizliliklerin açık edilmesi "aslâ nassın tarihî kabuğunu soyup çağdaş özü bulmak” değildir. Bu, tarihselci dilin yaptığı tahriftir. Tarihselcilik, önce lâfzı tarihî bağlama kapatır, sonra kendisinin çıkardığı genel ilke veya maksatları bugüne taşır. Böylece “gizli olanı açıyorum” sanır. Tarihselcilik, Kur’ân’ın tarih içindeki inişini görür; fakat Kur’ân’ın tarih üstündeki hükmünü göremez. -REHA KANSU, "Tarihselcilik ve İslâma Muhatap Anlayış", -IV. Sonuç-, besincidevre.org, 18 Haziran 2026-
İslam'da Tarihselcilik