Beni Ona Bağışla
4/10
·192 syf.··
2026 30. kitabı
Bu kitaba neden bu kadar düşük puan verdim adlı elestirimize hoş geldinizzzzz Hemen konuya giriyorum beni tanımayanlar için çok feminist bir kızımdır.Gercci bu doğru tanım degil cunku ben her insana karşı ayni politikayı sergiliyorum.Oyle ki yakında insan hakları evrensel bildirgesine donucem.Sonuç olarak emirlerden ve insanlara bir eşya gibi davranilmasindan nefret ederim. Bu kitapta da oyle bir alıntı var ki beni bu puana surukledi.Yani "sen benimsin"sozunden de nefret eden birine böyle sacmaliklarla dolu bir paragraf okuttunuz.Kitabı duvara carpmama neden olan bu alinityi bir daha gormek istemiyorum. Tyler Bell ilk basta dikkatimi çekse de artık cehennemlik gozumde.Yani karına insan içinde o tarz laflar soylemek berbat.Anlamadığım şey kadının bu sozlere pek tepki vermemesi.Bana soylense ben kendim s*kerim karsimdakini.Bana sahip olman benim hakkımda böyle sozler soyleyebilecehin anlamına gelmiyor.Tüm bu sozlerden sonra okumaya devam edebilmem buyuk bir basari bence.Nazik olacaksın kardesim ya. Bir de bu kitap ile ilgili şikayetim arzu ile aşkın karıştırılması.Kusura bakmayın ama kimse aşık olunca kendini parmaklamiyor.Kimse aşık olduğu için iç çamaşırı giymemezlik yapmıyor.Arzunuz ile aşkı lekelemeyin lutfen.Sevhet ve Ask ayni şey olsaydı farklı kelimeler kullanmazdik. Ote yandan bu kitapta da onceki gibi guzel alintilar ve sozler vardi.Puanim gerçekten o alıntılara.
Gece Yarısı AyiniSierra Simone · Pukka Yayınları · 2024307 okunma
Puan vermedi·218 syf.··
2026 68. kitabı
Bir insan öldükten binlerce yıl sonra geriye ne kalır? Birkaç kemik, birkaç eşya ve hakkında yürütülen tahminler mi? Bu kitap boyunca aklım sık sık bu soruya gitti. Çünkü bir yanda bir mezarın peşine düşen arkeologlar vardı, diğer yanda ise o mezarın içindeki kişinin hikayesi. Çatalhöyük’te bulunan gizemli bir mezardan yola çıkan kitap, bizi Biblu’nun yaşadığı dünyaya götürüyor. Yanağındaki leke yüzünden daha doğduğu gün hakkında karar verilmiş bir çocuğun hayatını okuyoruz. Biblu’yu okurken içim rahat etmedi. Köyde yaşanan her kötü olaydan sonra dönüp aynı kişiye bakmaları sinirimi bozdu. Üstelik bunu yapanlar yabancılar da değil. Birlikte yaşadığı insanlar. Bazen Biblu’nun yerinde olsam çekip giderdim dedim, bazen de neden gidemediğini anladım. Duga’nın olduğu sayfalarda içimdeki sıkıntı biraz hafifliyordu. Biblu’nun çevresindeki birçok insan onun adına konuşurken Duga dinliyordu. Salmu da öyleydi. Biblu’nun yanında duran insan sayısı çok değildi ama onların olduğu bölümlerde nefes almak kolaylaşıyordu. Kitap boyunca dönüp dolaşıp aynı soruya geldim. İnsanlar birinin kim olduğuna gerçekten kendileri mi karar veriyor, yoksa yıllarca duydukları şeylere mi dönüşüyorlar? Biblu’nun yaşadıkları yüzünden bunu aklımdan çıkaramadım. Arkeologların aradığı kişiyle benim peşine düştüğüm kişi aynı değildi galiba.
Sonsuz Suyun KıyısındaIşıl Işık · Sayda Yayıncılık · 202610 okunma
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Tüm İnsanlık Adına Yazılmış Tam Bir Baş Yapıt
10/10
·479 syf.··
Beğendi
·
2026 19. kitabı
·
20 günde okudu
·
Okunma: 31 Mayıs 2026 15:47
GİRİŞ "Hayat nedir ? Acılar Vadisi. Dünya nedir ? Hissiz insan kalabalığı." 19.yüzyıl Rus edebiyatının en önemli yazarlarından birisi olan Nikolay Gogol, Rusya'nın kokuşmuş bürokrasi sistemini, toplumun gerçek yüzlerini ve devlet yönetiminin eksik yönlerini eleştirel bir bakış açısı ile eserlerinde yer vermektedir. Sadece Rusya'da değil, tüm dünyada edebi saygınlığa sahip olan Gogol, eserlerinde sınıfsal açıdan burjuva insanları yerine sıradan insanlara yer vermiş, böylece her bir okur kitaptaki karakterler ile empati kurarak, kendi günlük hayatı ile özleşleştirmiştir. Nikolay Gogol, 1809 yılında Ukrayna'nın Soroçinski köyünde dünyaya geldi. Bazı eserlerinin esin kaynaklığını yapan ve yaşadığı coğrafya olan Kazaklar sebebiyle hayatının önemli bir bölümünü burada yaşayarak geçirmiştir. Babası amatör olarak tiyatro oyunları yazıyordu ve Gogol'ün tiyatroya olan ilk deneyimleri babasını izlerken olmuştur. Hayatının ileri safhasında kazak kültürü ve çocuklukta yaşadığı birçok olay vesilesiyle birçok eser yazmış, dünya edebiyatına damgasını vurmuştur. Dünyaca ünlü bazı eserleri şunlardır; Palto, Burun, Portre, Bir Delinin Anı Defteri, Taras Bulba, Müfettiş. Gogol, hayatının belirli önemli bir zamanında Rusya'nın Petersburg şehrinde geçirmiştir. Burada çeşitli devlet kurumlarında görev yapmış ve en yakın dostu olan yazar Aleksandr Puşkin ile bu şehirde tanışıp beraber edebiyat sohbetleri gerçekleştirmiştir. Eserlerinin bazılarına esin kaynaklığı yapan bu şehir, özellikle yakın dostu Alexandr Puşkin'in Gogol için Ölü Canlar'ı yazma fikri vermesi onun hayatının dönüm noktalarından biri olmuştur. Gogol eserlerinde hiciv trajik grotesk ve fantastik öyküler ve tiyatro yapıları kaleme almıştır. Gogol'ün eserlerinde en çok kullanıldığı yazım türü olan "Grotesk" dediğimiz edebi
Edebiyat
Ölü CanlarNikolay Gogol · İş Bankası Kültür Yayınları · 202429,4bin okunma
Puan vermedi·128 syf.·
2026 19. kitabı
Aldous Huxley’nin 1950’lerin İkinci Dünya Savaşı sonrası puslu, ruhsal ve psikolojik arayışlarla dolu atmosferinde bizzat kendi bilincini laboratuvara dönüştürerek kaleme aldığı Algı Kapıları, aslında psikanalizin Aborjinler ya da Kızılderililer gibi dış topluluklar üzerinden değil; aristokrat, agnostik terimini literatüre kazandıran bir dedenin genlerini taşıyan ve çocuklukta geçirdiği göz hastalığı yüzünden "görmeye" felsefi bir derinlik atfeden entelektüel bir yazarın kendi zihninde yaptığı sarsıcı bir iç keşif yolculuğudur. Doktor kontrolünde deneyimlediği ve Kızılderili ritüellerinin kutsal parçası olan peyote kaktüsünden elde edilen meskalin özü, insanın zihin yapısını sıfırdan değiştiren yapay bir illüzyon yaratmaz; aksine biyolojik olarak hayatta kalabilmemiz için zihnimizin önüne çekilen ve bizi milyonlarca çiçek arasından sadece işlevsel olan birkaç rengi görebilen arılar ya da sadece hedefe odaklansın diye at gözlüğü takılan atlar gibi dar bir akışa mahkûm eden o evrimsel filtreleri ortadan kaldırarak dünyayı tıpkı kübizm akımıyla nesneye, ışığa ve fona bambaşka açılardan bakan bir ressamın gözüyle, yani bir sandalyeyi sadece konfor sağlayan bir eşya olarak değil, saf bir varoluş ve sanat formu olarak görmemizi sağlar. Ne var ki madalyonun diğer yüzünü çevirdiğimizde ve kutsal kitaplarda Tanrı’nın insanla doğrudan "söz" üzerinden bağ kurup Hz. Adem’e eşyanın isimlerini öğretmesine baktığımızda dil, insanı körleştiren felsefi bir hapishane değil, aksine insan olmanın, adaleti, ahlakı ve hukuku inşa edebilmenin ilk ve en varoluşsal şartıdır; çünkü eğer dilin bize hakikati unutturduğunu iddia edip o sözsüz, sınırsız trans halini mutlak olarak yüceltirsek, insani boyuttan tamamen çıkıp sınırları yalnızca çiğ dürtüler, hayatta kalma korkusu ve doğanın sert
Algı KapılarıAldous Huxley · İthaki Yayınları · 20251,434 okunma
Puan vermedi·128 syf.··
2026 21. kitabı
Eserde Arapların işgali anlatılıyor. Din adı altında yapılan zulümler, yoksulların elinden her şeyinin alınması, kadınların cansız bir eşya gibi görülmesi, küçük kız çocuklarına yapılan işkenceler sahneye taşınıyor. Zerdüşt inancının hakim olduğu bir coğrafya arap istilasına maaruz kalıyor. Yeni sahipler ülkenin zenginliklerin yağmalayıp halkını da din değişmek zorunda bırakıyorlar. Cefer Cabbarlı eserde dokuzuncu yüzyılı anlatsa da, kaleme aldığı zamanlar da yine ülke esaret altında. Belki buna da bir gönderme olabilir. Ki zaten eser yazarın hapishaneden çıkışından sonra yazılmış. Kitaptaki şiirsel hava hemen fark ediyor ve akıp gidiyor yazılar. Dikkatimi çeken bir şey daha vardı. Elhanın savunduğu fikirler özellikle sonlara doğru iyice ideolojik hal almaya başladı. Bir nevi sağ sol çatışması gibi. Yanlış anlamış da olabilirim
İnceleme
Od GəliniCafer Cabbarlı · Qanun Nəşriyyatı · 2020205 okunma
Puan vermedi·368 syf.··
2024 18. kitabı
Öksüzlerle dolu bir tren ve tavan arasında sıkışmış anılar... Tarihi gerçeklerin etrafında oluşturulmuş kitapları severseniz bu kitap tam size göre. 1929-1939 yılları arasında uygulanmış bir proje Öksüzler Treni. Çeşitli yetimhanelerden toplanmış öksüz çocukların bindirilip, koruyucu ailelere verilmek için yolculuk ettiği, yolculuk süresince farklı duraklarda çocukların sergilenerek ailelere tanıtıldığı bir uygulama. Tabi bu sergileme sürecinde çocuklar güçlü, kuvvetli,sağlıklı ise iyi çalışabilecekleri için öncelikli olarak tercih ediliyorlar. İstisnaları olsa da evlat edindirmeden çok köle satışını andıran bir uygulama. Kitapta ana karakter olarak karşımıza Molly ve Vivien çıkıyor. Vivien trenin yolcularından biri. Molly ise koruyucu aile ile yaşayan bir genç. Toplum hizmet çalışması yapması gereken Molly, yaşlı bir kadın olan Vivien'in eşyalarını düzenlemesine yardım etmek zorunda kalır. Tavan arasında depolanmış her bir kutu ile yeni anılar ortaya çıkar ve hikaye şekillenmeye başlar. Öksüzler Treni, farklı kuşaklardan iki kadının hikâyesini anlatırken aslında ait olmanın, sevilmenin ve köklerini bulmanın ne demek olduğunu sorguluyor. Vivian'ın 1929 Amerika'sında başlayan zorlu yolculuğu ile Molly'nin günümüzdeki yalnızlığı arasında yıllar var; ama ikisinin de taşıdığı yaralar birbirine çok benziyor. Kitap boyunca en çok hoşuma giden şey, geçmişin insanı nasıl şekillendirdiğini gösterirken umudu da elden bırakmaması oldu. Bazen bir eşya, bazen bir anı, bazen de hiç beklemediğiniz bir dostluk sizi kendinize geri götürebiliyor. Hüzünlü ama iç karartıcı değil; aksine insanın içine yavaş yavaş yerleşen, sıcak ve dokunaklı bir hikâye. Özellikle aile, aidiyet ve ikinci şanslar üzerine kurulu romanları seviyorsanız şans vermeye değer.
Öksüzler TreniChristina Baker Kline · Arkadya Yayınları · 20142,035 okunma