Yeni çalışma düzeni, müntesiplerine daha çok tüketme kabiliyeti vaat ediyor: Ruhunu sat, ama karşılığında büyük arabalar, büyük evler, sayısız eşya al!
Vaktiyle bir "Türk Ocağı" vardı, iyi, kötü Türk ruhuna hitap ediyor, millî ülkü ve kültürü geliştiriyordu. Siyasî bir kuruluş olmadığı için kültür alanındaki Türk birliğini anlatıyordu. İlkönce Askerî Tıbbiyelilerin kurduğu bu ocak zamanla gelişerek yurtta birçok şubesi olan yaygın bir dernek haline gelmişti. Hayırlı sosyal faaliyetleri oluyordu. Hiçbir lüzum ve sebep yokken bu ocak kapa-tılarak Halk Partisi'ne eklendi. Ocağın çok büyük servet demek olan binalarıyla eşya ve kitaplarına parti elkoydu. Hatta bu elkoyuş Türk Ocağı idare heyetlerinin kendi istekleriyle oluyormuş gibi bir de mizansen hazırlandı. Bunu kabul etmek istemeyenlerden, o zamanki İstanbul Türk Ocağı idare Heyeti Üyesi Mehmet Halit Bayrı, Halk Partisi İstanbul Başkanı Şemseddin Günaltay tarafından "sonra ekmeğinden olursun" diye tehdit edildi. Neticede, millî kültür ve şuurun o zamanki tek mümessili olan kuruluş boş yere ortadan kaldırılmış oldu:
1944'te yalan, iftira ve tezvirle Türkçüler tutuklana-rak sıkıyönetim mahkemesine verildiler. Gerçi bir buçuk yıllık hapisten sonra kurtuldular ve beraat ettilerse de bu süre içinde satılık kalem ve vicdanların aylarca süren namussuzca iftira kampanyası dolayısıyla Türkçülük, kamuoyunda umacı haline getirilebildi.
1953'te, 80'den fazla şubesiyle yurda yayılarak millî ruhu geliştirmeye çalışan "Türk Milliyetçiler Derneği", Adnan Menderes ve Fuad Köprülü'nün türlü isnatla-rıyla, gerçekte "Köylü Partisi'ni destekleyecekleri korkusuyla, kapatıldı