İnşaatın bittiği gün içeriye okullardan sıra taşıdıklarını gördüm. Koskoca Paşa ne yapacaktı okul sırasını? Mektebe yeniden başlayacak hâli yoktu ya! Hani," dedim, "Kemal Paşa gelecekti, siz burayı okul diye mi yaptınız? Bu sıralar Paşa'yla arkadaşları otursun diyeymiş. Valla ben de anlamadım ama başka eşya alacak para yok herhal. Okullardan sıra toplayın dediler. Çatıyı kapattık ya dün, kiremitleri de milletin evinin çatısından söküp getirmişler. Aha şimdi de gaz lambası toplamaya gidiyoruz, hayrolsun sonumuz," dedi usta.
Sayfa 36
Tarih
Belli ki birinin arkasında durması, sorumluluğunu alması, korumak veya savunmak için önlemler düşünmesi Fenya'ya sıkıntı vermişti. Ailenin himayesinden hoşlanmıyordu ve ansızın kırılacak eşya muamelesi görmek kıza herhalde hem rahatsız edici hem de gülünç gelmişti.
Sayfa 32·Kitabı okudu
“Kötü bir anıyı unutmanın en iyi yolu güzel bir tanesiyle değişmektir.”
Tren o istasyonda bir dakika duruyordu. Gelirken gece geçmiştik; bu sefer ikindiden epey sonraydı. Frenlerin gıcırtısı kesilmeden pencereyi açtım: İlerideki vagonlardan birisine heybeli ve sepetli bir köylü bindi. Onun hayatını ve geldiği yeri bilmek isterdim. Köy, bir kaç kilometre ilerideki tepenin ardında olmalıydı. Bu, şu berbat yolun orada kayboluşundan belli. Lokomotifin yanında duran lâcivert elbiseli memur, su buharları içinde, rüyada gibi görünüyordu. İstasyonda ne başka bir insan, ne de bir eşya vardı. Görünürlerde ağaç da yoktu. Şu, karşımdaki çamlar müstesna. Saydım; tam yirmi altı tane idiler: İnce, fakat çok yüksek ve koyu yeşil renkli yirmi altı çam ağacı. Dalları tâ yukarıdan başlıyor ve böylece kümenin altında ferah, sâkin ve rüyalı bir kıt'a meydana geliyordu. Bir yaz ikindisi orada oturmak, uzakları ve uzaktakileri düşünmek hoş olmalıydı. Düdük öttü. İleride, katar şefine selâm duran istasyon memuru, lokomotifin büsbütün salıverdiği su buharları içinde büsbütün hayalleşti. Tren ağır ağır yürüdü. Çamlar geriye doğru kaydı. Tek katlı, uzun istasyon binası bize doğru ilerledi. Evvelâ, açık duran bir kapı; içeride masa, manipleler, şeritler; bir soba.. sonra, ince ve mor tel örgülü bir pencere, bir pencere daha ve.. sen. Sen o pencerede idin: Odana sızan donuk ikindi aydınlığında beliren yalnız sendin; yalnız senin saçların, güzel yüzün, omuzların.. işte o kadar. Geri taraf koyu kurşunî bir karanlığın sınırsız boşluğu içinde ve asırlarca ötede kaybolup gitmişti.de büsbütün hayalleşti. Tren ağır ağır yürüdü. Çamlar ge-riye doğru kaydı. Tek katlı, uzun istasyon binası bize doğ-ru ilerledi. Evvelâ, açık duran bir kapı; içeride masa, manipleler, şe-ritler; bir soba.. sonra, ince ve mor tel örgülü bir pencere, bir pencere daha ve.. sen. Sen o
Sayfa 53·Kitabı okuyor
Bir iş var
Her gün bu kadar güzel mi bu deniz? Böyle mi görünür gökyüzü her zaman? Her zaman güzel mi bu kadar, Bu eşya, bu pencere? Değil, Vallahi değil; Bir iş var bu işin içinde.
Sayfa 95·Kitabı okudu
Şiir
Henüz aynı eve girmeden, eşimizin gözünde kıymetimizi ve hürmetimizi eşya seviyesine düşürttürüyor bu asır bizlere. Birkaç eksiği kaldı diye ebedi hayat süreceğimiz insanı incittiriyor, iki gün sonra eskiyip atacağı eşya için eşimizin kalbindeki saygımızı ve sevgimizi azalttırıyor. İstenilen de bu zaten!
Sayfa 301·Kitabı okudu
Şatafatı, gösterişi, çok eşya sahibi olmayı bir kültür seviyesi zanneden cahil toplumlara hizmet eden kapitalist bir asrın çerçeveletip duvara astığı söz: "Bir defa geldik dünyaya, bir defa evleniyoruz."
Sayfa 301·Kitabı okudu