519 tane dipnotlu bir kitap. Bolca belge hatta belgelerin gölgesi altında yazılmış bir kitap desek yerinde olur. Bundan dolayı Sayın Bardakçı tüm övgüleri hakediyor ve övünmekte de sonuna kadar haklı.
Murat Bardakçı’nın diğer eserlerinde olduğu gibi bu kitabı da belgeler ile yazılmış ve Atatürk hakkında çok önemli bir noktayı doldurmuş. Kitabın konusu baştan sonuna kadar Atatürk’ün mutfağı. Burada aklınıza sadece Çankaya gelmesin. Çankaya başta olmak üzere Atatürk’ün konakladığı tüm yerleri de içine almış kitap.
Kitap içerisinde Çankaya’daki mutfağın oluşumu, mutfağa yapılan harcamalar ve alınan gıdalar, mutfakta çalışan aşçılardan garsonlara kadar çokça konu ele alınmış.
Kitap belgelerle desteklenmiş ve ayrıca kitap sonuna örnek belgeler ve fotoğraflar konulmuş. Ben kitabı büyük bir dikkat ve heyecan içinde okudum. Bu arşivlik eseri Atatürk hakkında okuma yapan herkese şiddetle tavsiye ederim. Atatürk üzerine okuma yapan herkesin elinin altında bulunması gereken bir eser.
Bardakçıya bir kez daha bir okur olarak teşekkür ediyorum. Umarım bizleri birçok eser ile daha kavuşturur…
Atam'ı çok sevdiğim için ona dair herşeyi öğrenmek beni herzaman mutlu etmiştir Atatürk'ün mutfağı olması, o döneme gitmiş gibi hissetmek keyifliydi Belgelere dayanarak yazılmış bir kitap okunmasını tavsiye ederim
Güzel ve yine belgeler eşliğinde yazılmış bir eser. Murat Bardakçı'nın bu yönünü gerçekten beğeniyorum. Bazı tarihçiler ya da kendini tarihçi diye beyan edenler masallar anlatır yada hayallerinde yaşattığı olay ve kahramanları milletin önüne sürerler. Bu eserde yine bize tarihin bir penceresini açıyor, bakış açısı kazandırıyor. Okunmasını tavsiye ederim.
Vesselam!
Yine Murat Bardakçı farkı ile Harika belgelere ve hatıralara dayalı, bol kaynaklı şahane bir kitap. Atatürk ve ona dair o kadar şey var ki merak edilen bu kitap sadece onlardan biri...
Atatürk'ün mutfağı konusunda bildiklerimizi tamamen değiştirecek bilgiler içeriyor. Kuru fasulye yerine Bamyanın ön planda olması, Enginar hiç yemedi görüşünün aksine, son günlerinde aslında sıklıkla tükettiği gibi bilgileri içeriyor. Kitapta vurgulanan diğer bir husus ise mutfakta düzensizliğin hakim olması. Evde pişirilebilecek birçok şeyin dışardan alınması veya mutfak gereçlerinin sıklıkla sipariş verilmesi gibi.
Çankaya, gelir giderleriyle kendine has bir işletme gibiydi. Doğum, ölüm, düğün, fakirlik gibi nice konuda maruzatı olanlar, köşkün çalışanları yahut çalışanların tanıdıkları, Atatürk'e ve emrindekilere ulaştırmak adına buraya mektup gönderirdi.
Köşkün mutfağı ise ayrı bir dünya, hattâ bilançoya ihtiyaç duyan bir bölümdü ve buraya gelen mallar itinayla (kilosu ve gramajıyla) not edilmişti.
Atatürk 1925'de boşandıktan sonra (kahyadan ve düzenli bir baş aşçıdan yoksun) köşk bir anlamda bekâr evi hâlini almış, bu durum Atatürk'ün kaldığı diğer yerlerde de aynı şekilde sürmüştü.
Toplantılarda ve yemeklerde sık sık bulunan arkadaşlarla ev boş bırakılmamış, hazırlıklar için yapılanlar devletin değil, Atatürk'ün şahsî harcamaları sayılmıştı.
Bunların takipçisi de köşkü idare eden memurlardı. Hattâ evden kaybolan ve artık ciddi bir masraf hâlini alan tabak çanaklardan sonra özel kalem memurlarından Lütfi Bey, sofracılara (garsonlara) "Allah'ın belâları" demiş, yeni açılan takımların makbuzla verilmesini önermişti.
Köşkteki yaşamın önemli bir bölümünü oluşturan mutfağın evrâkını Murat Bardakçı, ilginç nüanslara da dikkât çekerek, bu kitapta bizle paylaşmış.
Murat Gökhan Bardakçı, 1955 yılında İstanbul'da doğdu, ekonomi öğrenimi gördü.
Musikiye Dr. Selahattin Tanur'la tanbur ve eser meşkederek başlayan Murat Bardakçı, Tanur'dan "icazet" aldı, Ekrem Karadeniz'le teori, teori tarihi ve ses sistemi üzerine çalıştı, Fahire Fersan ve Vecdi Seyhun'dan yararlandı, ilgi alanını daha sonra musiki tarihine yöneltti. Abdülbaki Gölpınarlı'dan şarkiyat kaynakları ve metodolojisi alanlarında büyük ölçüde faydalandı, bu arada Türk ve İslam Müziği'nin tarihiyle ilgili kitap, belge, fotoğraf, film ve ses kaydı gibi arşiv malzemesi topladı, geniş bir nota kolleksiyonu oluşturdu.