Saraylarda, ihtişamın, varlığın, zenginliğin zirvesinde başlayan, bir değil, defalarca uğranan sürgünlerle devam eden bir hayat…
Şaşalı , görkemli günler..
Mücevherler, en gözalıcı kıyafetler, dilediği her şeyi elde edebilen bir prenses…
Krallarla, siyasetçilerle, sanatçılarla kurulmuş ve senelerce devam etmiş zevkli dostluklar…
Avrupa Sosyetesi’nin en ulaşılmaz mensuplarıyla beraber ihtişamın zirvesindeki partiler…
Hayatının uzun bir kısmı, hiç kimseye nasip olmayacak böyle bir görkem ve şatafat içinde geçiyor Prenses Neslişahın…
Ta ki  1953 Kasımın’da, 34 yaşındaki albay olan Cemal AbdulNasır’ın liderliğinde yapılan askeri darbeye kadar…
Bu darbenin ardından, abdulnasırın, kraliyet mensuplarının, bütün prens ve prenseslerin yanı sıra prens Abdülmünim‘in, dolayısıyla neslişah’ın da gayrimenkullerine, paralarına, ev eşyalarından elbiselerine kadar her şeylerine el konuluyor. 1958’de ev hapsine alınıyorlar ve devlete karşı komplo kurmak suçundan askeri mahkemeye çıkarılıyorlar. Nesli Şah’ın evi defalarca basılıyor, çocuklarının oyuncaklarına kadar her şeylerine el konuyor…
Sonuçta, hayatının 40 seneye yakın kısmı Sürgünlerde geçen bir prensesin hayatı…
Bu kadar ihtişamlı ve görkemli hayatlar, daima büyük riskler barındırıyor sanırım… her şeyin bir kıvılcımla alev alıp bütün ihtişamı yakması daima olasılık dahilinde ve an meselesi.  bütün bunlar kişinin (Kralın, prensesin veya herhangi bir muktedirin) elinde olmayan etkenlerle gerçekleşebiliyor. Bu kırılmayı yaratan devrim, ayaklanma, isyan, darbe, vs. gibi nedenler olabiliyor) neslişah’ta, bütün Orta Doğu toplumları gibi bu kırılmayı yaşamış. İhtişamın zirvesinden, bir sürgün haline düşmüş.
Kitap; Krallık, otoriterlik, diktatörlüğün gerek muktedir için, gerek halk için ne kadar