SAKLI | LAL FİGAN SERİSİ
Normalde yapmayı pek tercih etmediğim bir şey yapıp, peş peşe benzer kurgular okuma riskini göze alarak başladığım bir kitabın yorumuyla geldim. Canım arkadaşım o kadar çok ısrar etti ki, "Mutlaka oku, kesinlikle seveceksin!" diye, daha fazla dayanamayıp bu seriyi listemde bir tık öne çektim.
Ve iyi ki de öyle yapmışım diyorum! Tahmin edemeyeceğim kadar çok sevdim bu seriyi. Korktuğum şey başıma gelmedi; okurken tek bir an bile sıkılmadım, aksine sayfalar akıp gitti.
Gelelim beni benden alan karakterlere...
Erva: Canım benim, sen ne güzel sevdin öyle? Yerim senin o hallerini! Ama seni okurken o kadar sinirlendim ki anlatamam. Yahu sen kör müsün? Yanındaki, "arkadaşım" dediğin insanı hiç mi tanıyamadın? Bir insan bu kadar mı insan sarrafı olamaz... Neyse, sakin kalıyorum çünkü neticede en sonunda gerçekler ortaya çıktı.
Doru Demir: Kitabın bir yerinde ağzının ortasına şöyle okkalı bir tokat yapıştırmak istemedim değil... Neyse ki sonradan o istek geçti de seni sevebildim. Başlarda Ceylin ile sevgili olman beni deli etse de, arkasındaki nedenler ortaya çıkınca içime kocaman bir rahatlama geldi. Ama kabul et, sen de biraz körsün; insan yanı başındakini fark edemez mi?
Ceylin: Sana kitap boyunca katlanabildiğim, sevdiğim tek bir an bile olmadı! Sen nasıl bir arkadaşsın? Gerçi sana arkadaş demeye bin şahit ister ya... Seni elime geçirsem sağa sola fırlatmak, saçını başını yolup bir güzel dövmek isterdim. Kötülük iliklerine kadar işlemiş resmen. Neyse, hak ettiğini bulacaksın, inanıyorum!
Genel Düşüncelerim
Kitabı genel hatlarıyla çok ama çok sevdim. Özellikle günlük detayına kelimenin tam anlamıyla bayıldım! Günlükleri okumak o kadar eğlenceli ve güzeldi ki, "Keşke biraz daha uzun olsaydı," demekten kendimi alamadım. Kitabın sonunda Erva
Yonğhe, sıradan bir hayat sürerken gördüğü rahatsız edici rüyaların ardından aniden et yemeyi bırakır. Bu karar, ailesi ve çevresi tarafından kabul edilmez ve zamanla onun toplumdan uzaklaşmasına neden olur. Roman boyunca Yonğhe’nin değişimi; kocası, eniştesi ve ablasının gözünden anlatılır. Hikâye yalnızca vejetaryenlik üzerine değil; bireysel özgürlük, beden üzerindeki kontrol, toplumsal baskılar ve kimlik arayışı üzerine derin bir sorgulamadır. Yonğhe’nin giderek gerçeklikten kopuşu, ailesinin de hayatını kökten değiştirir.
VejetaryenHan Kang · April Yayıncılık · 20259,7bin okunma
Merhaba arkadaşlar, bugün sizlere Güney Koreli kadın yazar Han Kang'ın (d. 1970), Vejetaryen adlı romanı hakkında bilgi vermeye çalışacağım. 2007 yılında yayımlanan kitap, 2016 yılında İngilizceye çevirildikten sonra popüler hale gelmiş ve Uluslararası Man Booker Ödülü almıştır. (Niye ödül aldığını ben de anlamadım, sanırım netflix dizilerine benzediği için)
Kitabın konusuna gelecek olursak; Yonghe, kocası ile sıradan yaşayıp giden bir kadındır. Bir gece gördüğü rüyalar sonrasında vejetaryen olmaya karar verir ve sabahında tüm hayvansal gıdaları çöpe atar. Bu durum Yonghe ve çevresindekilerin hayatına büyük etki eder.
Kitap, birbiri ile bağlantılı üç ayrı hikayeden oluşuyor; ilk hikayede kocasının gözünden karısının vejetaryen olmaya karar vermesini ve hemen sonrasında yaşananları anlatıyor. İkinci hikayede Yonghe'nin eniştesinin gözünden onun durumu, hayata karşı tepkilerini anlatıyor. Üçüncü hikayede artık et yemediği için bitkin duruma gelen Yonghe'nin durumu ablasının dilinden anlatılıyor, ayrıca ablası Yonghe'nin eskiden nasıl biri olduğunu okuyuculara aktarıyor. Peki Yonghe neler yaşıyor, okuyup görelim. (Aslında okumasanız da olur, hiçbir şey kaybetmezsiniz.)
Kitap oldukça akıcı ama okuyucuya pek birşey vermiyor. Yani bu kitap neden yazıldı, verilmek istenen mesaj ne, neden popüler oldu inanın hiçbir fikrim yok. Benim çıkardığım mesaj; Ataerkil bir toplumda artık kendi istediği gibi yaşamak isteyen bir kadının çevresinden gördüğü tepkiyi anlatıyor. Hiç kimse Yonghe neden böyle oldu diye sorgulamıyor, herkes suçluyor. Ben bu kitabı beğenmedim, tavsiye de etmem, hatta kesinlikle okumayın, vakit kaybı diyorum. Keyifli okumalar dilerim...
VejetaryenHan Kang · April Yayıncılık · 20259,7bin okunma
Aslında esere bir romandan ziyade o dönemin balina tanıtım kitabı desem daha yerinde olurdu. Balinaların tarihinin, biyolojik özelliklerinin ve çeşitlerinin ele alındığı kısımların yanında hikayenin kendisi hem sönük hem hacimsiz kalmıştır. Eser balinalarla ilgili İncil ve Kur'an'dan çeşitli kişisel eserlere varan birçok alıntıyla başlar. Anlatıcı eserin baş kahramanı Ishmael'dir. Tam bir klasik özelliği olarak esere hacim yapsın diye tasvir ve tarifler uzun tutulur ancak bunu çok da sıkıcı bir şekilde yapmaz. Denizler ve denizcilikle ilgili döneminin bilinen neredeyse tüm özelliklerini vermiştir diyebilirim. Hâttâ o dönemde çeşitli yanlış balina tasvirleri gerçekmiş gibi kabul gördüğünden dolayı dönemde yaşayıp hiç balina görmeyenler için detaylı bir balina tasviri de yapar. Balinalarla ilgili bir olay geçtiğinde o duruma uygun verilebilecek bir bilgi varsa o dönemki bilgisiyle alıntı yaparak sanki bir dipnot gibi araya sıkıştırır hatta balinanın içini bile tasvir eder. Aslında bunu yaparken balinaları, özellikle de ispermeçet balinasını oldukça över. Eserin yazarı Melville iyi bir Hristiyan'dır, Yunus peygamberin kıssasından bahsederken bunu kendince bilimsel dayanaklara dayandırmaya çalışır ve inanmayanları kınar. Bir kısımda denizciler mürekkep balığı görür ve içlerinden biri "Mürekkep balığı varsa balina da vardır." der. Araştırıldığında bu balinanın temel besin kaynağının mürekkep balığı olduğu görülür yani verdiği bilgiler gerçekten tutarlıdır. Eser aralarında İstanbul'dan, fesli Türk denizcilerden, Osmanlı'dan Tarsuslu Aziz Pavlus'tan, Tatarlardan, Timur'dan bahsedilmesi böylesine meşhur bir klasik olması açısından beni mutlu etti. Davy Jones'tan da bahsedilir. Davy Jones ölen denizcilerin bekçisi ve denizlerin şeytani efendisi olarak adlandırılan mitolojik
Moby DickHerman Melville · Zeplin Kitap · 20207,3bin okunma
Merhabalar sevgili kitap severler, nasılsınız? Bugün sizlere @elmayayinevi ’nden @serkan_karaismailoglu ’nun kaleminden çıkan #PiaMater serisinin ilk kitabı ile geldim. Bu eseri size anlatmak istiyorum…
Bir zamanlar, kalbin sırlarını çözmeye çalışan bir genç vardı: Tesla. O, beynin derinliklerinde dolaşırken kalbin neden bir başkası için çarptığını merak ederdi. Kalbin sesi ona “sev” diye fısıldarken, beynin mantığı “dikkat et, yanılırsın” diyordu. İşte bu çatışma, onun en büyük yolculuğunun başlangıcı oldu.
Tesla’nın yanında, kokuların büyülü dünyasında kaybolan Alef vardı. Alef’in duyuları, sıradan insanların göremediği kapıları açıyordu. Onlara rehberlik eden ablası Meryam ise geçmişin yükünü taşıyan bilge bir karakterdi.
Üçü birlikte, aşkın büyüsüyle karşılaştılar, ihanetin gölgesine düştüler, intikamın ateşini hissettiler. Her adımda bilimin ışığı onlara yol gösterdi. Çünkü bu hikâye sadece bir aşk masalı değil; aynı zamanda beynin gizemli dünyasına açılan bir kapıydı.
Yazar, sinirbilimin gerçeklerini romanın içine öyle ustalıkla yerleştirmişti ki, okurken hem bir masalın büyüsünü yaşadım hem de bilimin derinliklerinde dolaştım.
Ve sonunda Tesla şunu öğrendi: Kalp ile beyin arasındaki çatışma, insanı insan yapan en büyük mucizesiydi...
Eğer hem bilimsel düşünceyi hem de masalsı bir hikâyeyi bir arada yaşamak isterseniz, Pia Mater tam sana göre. Okurken hem düşünecek, hem hissedecek, hem de uzun bir yolculuğun büyüsüne kapılacaksın.
Mutlu Okumalar Dilerim
“Kalp neden bir başkası için atar?”
Pia MaterSerkan Karaismailoğlu · Elma Yayınevi · 201919bin okunma
Kitapta şiirsel değişik bir dil var. Merhamet , adalet, aşk gibi duyguları sorguluyor. Bir Yahudi, Antonia’ya borç karşılığı Antonio’nun etinin yarım kilosunu keseceğine ilişkin sözleşme imzalatıyor ve bununla ilgili bir mahkeme var. Diğer tarafta da babası tarafından üç kutu tercihi ile evlenmeye mahkum edilen bir kız var. İki kurgu mahkemede birleşiyor. Kurgusal olarak ve olayların akışı açısından başarılı bir eser olmakla birlikte bugünden dilini incelerken insan biraz yapaymış gibi hissediyor.
Alıntılar:
“Eğer sevginin buraya gelmene yetmiyorsa, bu mektubu dikkate alma.“
ANTONIO : “Lütfen, Yahudi ile tartışmayı bırak.
Kumsala gidip gelgit dalgalarına "Bugün fazla yükselme," desen daha iyi;
"Kuzusunu yiyip niye anasını meletiyorsun," diye
Kurda sorsan daha iyi.”
“Meyvenin en zayıfı erken yere düşermiş.”
“ Merhamet adaleti yumuşattığı zamanDünyasal güç tanrısal güce yaklaşır.”
“Zorlama yoktur merhametin özünde.Cennetten yağan ferahlatıcı yağmur gibidir
Süzülür gelir aşağıya, yeryüzüne.
İki kez kutsanmıştır: Hem verene hem alana rahmettir.
O kudretlerin üstünde en büyük kudrettir.
Tahttaki kralı tacından daha çok yakışır.”
“Kendi yetkinizle yorumlayın. Doğru bir şey yapmak için azıcık yanlış yapın.”
Shylock Antonia’nın etinin kesilmesi için “Balık yemi olarak kullanılır hiç kimseye doyurmasa bile, intikamımı besler,” diyor. Kitaptaki boşluklar:
1. Yarım kilo et kesip de kan gelmemesi gerekliliği nedeniyle Antonia’nın affedilmesi çok saçma. Bu düğüm böyle çözümlemeliydi. Sonradan canı kasıt için Shylock’a ceza veriliyor. Baştan bu söylenmeliydi.
2. Oyunun sonunda, Antonio’nun gemilerinin aslında batmadığını bildiren mektup Portia’nın eline nasıl geçtiği tam olarak açıklanmaz.
O dönemde perukların büyük bir kısmı ölen insanların saçlarından yapılmış. Bu
Venedik TaciriWilliam Shakespeare · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202214,7bin okunma