İnsan özgür doğar, oysa her yerde zincire vurulmuştur. Falan kimse kendini başkalarının efendisi sanır ama, böyle sanması, onlardan daha da köle olmasına engel değildir.
Erasmus'un anlayışına göre, politikacıların, önderlerin, insanları bağnaz tutkulara sürüklemek isteyenlerin karşısında sanatçının, düşünürün görevi, anlayışlı, uzlaştırıcı, ölçülü ve hep ortada kalmasını bilen bir kişi olmaktı. Sanatçının ve düşünürün yeri, cephelerde olamazdı; ona düşen, bütün özgür düşüncelerin ortak düşmanına, bağnazlığın her türlüsüne karşı çıkmaktı. İnsancıl duyguları paylaşmak gibi bir misyonu olan sanatçı, partilerin safında değil, onların üzerinde kalmalı, rastladığı aşırılıklarla, sonuç olarak da hep o aynı anlamsız, mutsuzluktan başkaca bir şey getirmeyen nefretle savaşmalıydı.