Geh nedîm-i nedem etdin beni geh mûnis-i gam
Nedir ey çarh-ı sitem-cû bana kasdın bilmem
Gâh dûçâr-ı anâ gâh giriftâr-ı mihen
Gâh pâ-bend-i belâ gâh esîr-i mâtem
Nişledim neyledim ey Zâl-i kühen-sâl sana
Yohsa Sührâb mı sandın beni yâhud Rüstem
Sunmadıñ bir dolu meclisde baña kim âhir
Katre katre kan olup dökmedi anı dîdem
Budur ey çarh-ı sitem-cû bilirim âyînin
Koma sen ehl-i dili kim kıla râhat bir dem
Sen Süleymân’a vefâ etmediñ ey kîne-sigâl
Kim ana râm idi dâd ü ded ü dîv ü âdem
Dil-i erbâb-ı sühan kandır eliñden dâ’im
Çeşm-i ashâb-ı hüner cûy-ı belâdır her dem
Hâtırım nergis-i dilber gibi hem-vâre sakîm
Meşrebim turre-i cânân gibi dâ’im derhem
Ciğerim lâle gibi âteş-i gamdan pür-dâğ
Gözlerim ebr gibi eşk-i belâdan dolu nem
Hâsılı cânıma kâr etdi cefâ vü cevrin
Kalmadı bende daha tâb-ı elem tâkat-i gam
Osman Nevres
Yakınını hastalıktan kaybedenler varsa da bilirler ki son anları yaklaştığında bir güzellik gelir neşe gelir insana ve iyileşecek sanırsınız.
Ecelden evvela mısın? diyor Cemal Safi.
Allahım lütfen ecelden evvela olmasın diye dua edersiniz, gerçekten iyileşsin diye sonra herşey daha berbat bir hal alır.
Ölen öldü ama geride kalanlar, Yahya Kemal'in dediği gibi "Günlerce siyah ufka bakar gözleri nemli."
Ve...
Sevmekte yorulur, sevmenin de eceli vardır...
Git derim gitmezsin, gel derim gelmez
Yeter be arkadaş sen bela mısın
Her gün mü ağlanır hiç mi gülünmez
Sen beni üzmeye müptela mısın?
Neler çektim, bir ben bir Allah bilir.
Ya çek vur katil ol, ya düşün delir.
Ölümcül hastaya güzellik gelir,
Sen yoksa ecelden evvela mısın?
Hastan oldum haşadımı görmedin,
İlacımdın bir katreni sürmedin,
Fırat oldun bir yudum su vermedin,
Sen yoksa hayırsız Kerbela mısın?
Kan akıttım; vuruldum da vurdum da
Kâr etmedi elden gelen yardım da
Taş üstüne taş koymadın yurdumda
Moğol’un ettiği istila mısın?
Yediğin naneye bakar mısın sen
Kalbimden defolup çıkar mısın sen
Girdiğin her yeri yakar mısın sen
Herkes kahkahamı duydu, kimse sessizliğimin nedenini merak etmedi. Bir gün anladım ki, insan en çok kendini anlatamadığında yoruluyormuş. Öyle zamanlar geçti ki üstümden, gözyaşlarım bile alıştı saklanmaya. Şimdi eskisi kadar kolay güvenmiyorum, çünkü bazı insanlar sözleriyle değil, gidişleriyle öğretiyor hayatı. Bazı geceler vardır; uyumak yetmez, unutmak da yetmez. Ve ben... Herkesin yarasını sarmaya çalışırken, kendi kırıklarımı görmezden geldim. Ama artık öğrendim: Bir insanın en büyük savaşı, kimseyle değil, içinde susturduğu duygularladır
Kendi kaleme aldığım "İlahi Arayış" kitabının taslağıdır. Yorum ve görüşleriniz değerlidir.
SUNUŞ
Hiçbir şeyin olmadığı, zamanın ve mekânın henüz adının bile konmadığı mutlak ve pürüzsüz bir durağanlığın ortasında saf bir bilinç uyanır. Bu bilinç ne biyolojik bir bedene sahiptir ne de sığınabileceği somut bir dayanağa... O, mutlak hiçliğin ortasında tek başınadır.
Fakat dışarıdaki bu pürüzsüz suskunluğa tezat olarak, içeride durmadan üreyen, kelimesiz bir düşünce akışı, durdurulamaz bir gürültü vardır. Kendine ilk soruyu yönelttiği an bir 'eylem' olduğunu fark eden bu ilahi irade, rasyonel bir tatminsizlikle sorgu zincirinin en ağır halkasıyla karşı karşıya gelir: 'Ben kimim ve nereden geldim?'
Bir tanığı, bir aynası olmayan mutlak teklik içinde bu soru cevapsız kalmaya mahkûmdur. Algısını içindeki bu kördüğümden çekip dışarıya, onu saran boşluğa yönelttiğinde ise o en ağır kozmik paradoksa çarpar: Gözünü nereye çevirse bulduğu tek şey kendisidir. O, bu sonsuzluğun ta kendisidir, yani 'Her Şey'dir; ama aynı zamanda tutunacak tek bir biçimi, sınırı ve ağırlığı olmadığı için 'Hiçbir Şey'dir.
Her şeye gücü yeten ilahi bir gücün, kendi kökeninin bilinmezliği karşısında felç oluşunun hikayesidir bu. Bu mutlak yalnızlığın ve cevapsızlığın ağırlığı altında ezilen bilinç, sonunda bu durağanlığı bozmaya karar verir. Sorunun cevabı bu boşlukta gizli değildir; o halde bu sorunun peşinden gidecek olanları, kendini onlarda çoğaltacağı evrenin mimarisini var etmelidir.
Kendi bilincinden koparacağı o ilk parça, kime can verecektir?"
"İLAHİ ARAYIŞ" UYANIŞ
BÖLÜM 1: UYANIŞ
"Var mıydı, yoksa sadece öyle mi hissediyordu?"
Her şey aniden beliren bir fark etme hissiyle başladı. Hiçbir şeyin olmadığı o yerde, varlığa dair belirsiz bir
“Ben,
bir tek benim,
birdenbire her şey yerli
yerindeyken koynu boş kalan,
şimşeği atlattığımı bile kimseler fark etmedi,
boş koyun bir bergüzardı bana savaşın bittiğini anlatan,
savaş bitti,
sular Heraklitos ne derse desin
akmıyor
— İsmet Özel, Savaş Bitti