Görmedi senden güzel bir cism-i âlî gözlerim
Etmedi senden güzel tevlîd-i evlâd bir ana
Ayb ü noksandan müberrâsın Resûlullâh sen
Sanki arzû ettiğin hilkatte halketmiş Hüdâ
İnsanın nasıl sevildiği her zaman önemli midir? Ölesiye ya da fazlasıyla sevilmek, elzem mi? Fred, benim sevebilen biri olmamın nedenini, başkalarını kendimden daha çok sevmeme mi bağlar? Yoksa asıl seven kişi, üç treni de kaçırdığım için istasyona üç kez gidip beni bekleyen Hugo mu? Yoksa o bulanık, şiirsel, duyarlı kavrayışıyla Fred mi? Yoksa en çok seven kişi, Henry'ye şunları söyleyen ben miyim: "Yıkıcılar her seferinde yakıp yıkmaz. June son tahlilde seni yok etmedi. Senin özün, çekirdeğin bir yazar. Ve yazar hayatta, yaşıyor."
“Yakında gidiyorum,” dedim.
Ravenna hızla nefes aldı ama gözlerini gözlerime dikerken tek kelime etmedi.
“Endişe etmene gerek kalmayacak,” diye devam ettim.
“Ben gitsem de sen güvende olacaksın. Daima. Bundan emin olacağım.”
“İlginç. Nefret ettiğin herkesi güvende tutar mısın?”
“Hayır.” Dişlerimi sıktım. “Sadece seni.”
Velhasıl şu atasözünün de buyurduğu gibi: "Seni öven yoksa, sen de kendini öv." Ancak bu arada belirtmeliyim ki insanların vefasızlığını -ya da buna miskinlik mi desek?- epey garipsiyorum. Çünkü bir yandan onca insan gönlümü çalmaya çaba sarf edip merhametime sığınırken, öte yandan nesiller boyınca Tanrı'nın tek bir kulu çıkıp da minnet duygularının dile geldiği kelam ile beni taltif etmedi.
Şaşılacak şey! Zıdları birleştirmek Allaha mahsudtur (1). Şeytan:
— İnanmayın! dedi. Bu söz, mutasavvıfların icadıdır, Zıdları yaratan ve insanda onları birleştiren benim! Cinnetle hikmeti, kurnazlıkla hamakatı, saflıkla hayasızlığı, samimiyetle riyakârlığı benim kadar kimse bir araya getiremez ve bir kalıpta dökemez,
— Kimse onları tenkit etmedi mi?
— Öyle bir meydanda çıngırak çalıyorlardı kî, insanlar uzun bir rüyaya dalmış gibi ses seda çıkmıyordu.