"Öğle olmasına bir saat kala gülümseyerek ona bakıyordum. Tanrım, bu kadın olmasaydı dünya(m) ne kadar boş, eksik ve yapayalnız kalacaktı? Onsuz bir Kuzguncuk, Üsküdar, bir İstanbul, onsuz bir Türkiye, dünya, bir evren düşünebilir miydim ben? Düşünmüş müydüm hiç! Olmuş muydum yokluğunda? Onun bana kattığı incelikler ve sürprizlerle dolu sevinç, yürek ağızda heyecan, umut edebilme enerjisi, yitirme korkusuyla uyarılma hali... Hiç bitmeyecek oluş sevinci... Aldatılmayacağına inanmak masumiyeti... Bunları toplu halde bu kadar uzun süre hangi kadın bir erkeğe yaşatabilmiştir? Bir mucizenin bu kadar yakın ve sürekli olabilmesi ayrı bir destan konusu sayılmaz mı?"
“Yaşantımda ne daha önce, ne de sonra bu kadar kumrala boyanarak doğmuş bir kız gördüm ben! Ve o andan sonra hiçbir kadının gözleri onunkinden daha derin ve güzel olmadı!”