Hiçbir canlı, zaman içinde sonsuz olanın deneyimine katlanamaz; yaşamın
kendisi insanları tekrar yaşadıkları mağaraya, yani "insanların arasına" geri dönmeye zorlar.
📚🔔 Tatil zili çaldı!
Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞
Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Beklemek, bekleyecek hiçbir şey kalmadığında, hatta beklemenin kendisinin bile sonu gelmediğinde başlar. Beklemek neyi beklediğini bilmez ve onu yok eder. Beklemek hiçbir şeyi beklemez.
Şöyle bir dokunsaydın yüreğime
Dudaklarını değdirseydin
İncecik dudaklarını ak dişlerini
Kızıl bir kargı gibi dilinle dokunsaydın
Tozlu yüreğimin attığı yere
Yüreğime üfleseydin deniz kıyısında ağlayarak
Karanlık bir ses duyacaktın uykulu tren seslerini andıran
Kararsız sular gibi
Güz yaprakları gibi
Kan gibi
Derin can sıkıntısı her şeyi, insanları ve kendini tuhaf bir kayıtsızlık içinde bir araya getirir. Bu can sıkıntısı, varlığı bir bütün olarak açığa çıkarır. Böyle bir ifşanın bir başka olasılığı da sevilen birinin varlığından -sadece kişiliğinden değil- duyulan sevinçtir.
Bir "şeyi" ya da bir "kişiyi" özünde kabul etmek, onu sevmek, ondan hoşlanmak demektir. Bu sevme, daha özgün bir
ifadeyle, özü vermek anlamına gelir. Böyle bir sevme, yalnızca şunu ya da bunu yapabilen değil, aynı zamanda bir
şeyi kendi kökeninde "olabilen", yani olmasına izin verebilen yetinin gerçek özüdür.