Şiir okumaktan pek keyif alan bir okur olduğum söylenemez maalesef. Özellikle anlam kapalılığı yoğun şiirler beni çok yorar,okudukça hevesim kırılır ve ittire ittire getiririm sonunu. Ancak bazı şairler ve onların eserlerini, bunun dışında, söylediklerimin üstünde tutabilirim. Şükrü Erbaş, Didem Madak, İsmet Özel,Nazım Hikmet Ran gibi…
Şiirde çeviri anlamı bozuyor, aynı duyguyu vermiyor gibi bir düşünce vardır okurlar arasında. Katılırım bu düşünceye. Bakınız yabancı şarkı çevirileri o kadar duygusuz gelir ki şarkının orijinal dilini bilip o dilde duyguyu alanlara… O yüzden çeviri şiir okumakta tereddüt yaşamış ;ama aynı zamanda şairle de tanışmak istemiştim.O zaman neden bir şans vermeyeyim dedim Neruda’ya.
Pablo Neruda, İspanyanın deyim yerindeyse, direnişçi şairlerinden. Bu isyanı,direnişi nerdeyse bütün şiir türlerinde hissedersiniz,aşkta bile.Çeviri olmasına rağmen(keza çevirmenlere hayranlığım ayrıca büyüktür) tadını gayet alıyorsunuz duyguların. Yani çeviri diyip benim gibi,önyargılı olmayın derim. Okuyun, ne demek istediğimi anlayacaksınız. Benim, dışında ve üstünde tuttuğum şiirler arasındaki yerini aldı Neruda’nın şiirleri. Özellikle “Serenad” isimli şiirini çok sevdim. Okumak isteyenlere bırakıyorum dizelerini. Keyifli okumalar :)
SERENAD
Sen benim derimden çok daha benimsin. Seni ararken
İçimde, damarlarımda, kanımda, ışıkla örülmüş
Gizemli dokularımda şendin bulduğum. Sanki kandın sen
Taştın, azıktın.
Bense dışında kaldım aklın, çılgınlığın, giysilerin,
Eski bir karanlık ve ormanlar soyundan geliyorum,
Ama tıpkı bir kuyudaymış gibi iki büklüm girip
Kör bir adam gibi el yordamıyla
Yolumu bulmaya çalışırken topraklarımda,
Adımlarıma yön verecek parmaklıklar yoksa da