(Spoiler içerir.)
Iza'nın Şarkısı, başta beni kendisine çekmeyen fakat daha sonraları, duygu kıvılcımlarının fitili ateşlemesi münasebetiyle, kendisine çeken bir kitap oldu.
Beni en çok üzen şey, Etelka teyzemizin, kendi kızından beklediği ilgiyi, Antal'dan görmesiydi. Iza soğuk, sevimsiz, annesine karşı ilgili görünüp aslında pek de ilgi göstermeyen karakterdir. Kitabı okuduğum müddet boyunca, krizler geçirdim ve karaktere karşı içselleştirme olasılığım sıfıra indi. Sürekli işini bahane edip annesine yardım eli uzatmaması, annesinin "Yardım edeyim" düşüncesiyle kalkıştığı işlerde, sürekli onu azarlamasıyla sonuçlanması, Etelka'yı gittikçe ortamda kendisini soyutlamaya doğru itiyor. Bunun suçlusu Iza mı dersek, uyarıcı olarak onu gösterebiliriz. Tabii ki taşradan büyük bir şehre taşınmayı -Terez de öyle- da eklememek olmaz.
Örneğin, Etelka'nın ilk kez dışarı çıktığında, kendisini süsleyip püsleyen bir yaşlıyla konuşması ve onu evine davet etmesi; ispirto ile kahve hazırlaması;
Etelka'nın kendisini mutlu ediyor. Ama gelin görün ki, Iza eve geldiğinde, yaşlı kadının suratının makyajlı olmasını görmesiyle mütevellit, "s*rtük" damgasını vuruyor. Yani, bunun nasıl bir düşünce olduğunu anlayamadım. Iza da annesine cevap olarak, "Hiç kimseyi tanımıyorsun anne, ya gidip seni öldürseydi... bla bla bla" diye devam ediyor. Bunun annesini azarlaması için bir neden olduğunu düşünmüyorum. Iza'nın sorunlu bir kişilik sahibi olduğu bariz ortada. Kurduğu düzen vs. bunları yapmaya itmez, diye düşünmekteyim. Yok posta geldiyse, kapıyı açma. Yok kapıcı geldiyse, şunu yapma gibi; annesine saçma sapan düzen oluşturuyor.
Magda Szabo, Macar toplumunun ne denli değiştiğini ve yaşlı-genç kuşağının arasındaki münasebetsizliği, empati ve iletişim yoksunluğunu da gözler önüne seriyor.