2026’mın en etkileyici kitapları arasına çoktan girdi. Türkan’ın yavaş yavaş açılan hikayesinde daha önce hiç gerçekten yaşanmamış bir hayatın acemiliği gözler önüne serilmişti. Onunla yas tuttum, onunla korktum, onunla heyecanlandım ve yaptıkları hiç de eğreti gelmedi o samimi anlatımla. Acıyı sanki ellerimizle tutar hale geldik o betimlemelerle. Hele ki yakın zamanda bir sevilen kaybedildiyse daha da çok dokunuyor anlatılanlar.
Altı çizilesi öyle çok cümlesi vardı ki… Gökçe Eyuboğlu’nun insanı alıp götüren sesine öyle yakışmış ki, büyüleyici bir dinlemeydi.
Böyle kısacık bir kitaba neler sığarmış meğer.
“Aysel git başımdan, seni seviyorum.” şiirinin ruh eşi sanki bu kitap. Kitap boyunca kaç kez “Osman” geçti saymak mümkün olmasa da, bu kalıpla gitmesi metni neredeyse bir mensur şiir kalıbına sokuyor. Aslında kitaplarda gereksiz tekrarları hiç sevmesem de buradaki kullanım oldukça başarılı, nakaratı ilgi çekici olduğundan akıldan çıkmayan bir şarkı etkisi yaratıyor.
Bir ayrılığı atlatma sürecinde aslında kendi kendine konuşmalarına sevgilisini dahil edercesine yazdığı mektuplara şahit oluyoruz. Aslında hep Osman’a hitap ediyor ama kendi içinde çözmeye çalışıyor bir yandan olup bitenleri.
Kitap boyunca pek ilginç bilgilerle kuşatıyor bizi yazar. Bu genel kültürle yaşadıklarını harmanlaması muazzam eğlenceliydi. Kendine has bir kalemi var ve bu kalemden altı çizilesi pek çok cümle çıkıyor. Savruk ve pek kişisel gibi görünen birçok fikirle hayatın içinden ve birçoğumuza dair öyle iyi gözlemleri var ve bunu mizahi bir dille öyle güzel aktarıyor ki, okura hızla kitaba çekilmekten başkası düşmüyor.
Yazarın kendi sesinden dinlemek de ayrı güzeldi.
"Yani ben henüz kendimle ilgili oryantasyon sürecimi
tamamlamamışken, bir başkasına alışmamı beklemek delilik olur Osman, delirme!"