Çünkü, siz yaşadıklarınızda özden ve doğal olacaktınız. Büyümüşlerle çocukların en büyük ayrılığı işte budur; Sizler de büyüdükçe bize benzeyecek, özdenlikten gittikçe uzaklaşacaksınız.
Dedem beni eskiden bir camiye götürmüştü. Namazdan sonra imam, Arapça dualar okudu. İmam okurken dedem öyle ağladı, öyle ağladı ki... Dedem ağlayınca, ben de kendimi tutamayıp ağlamıştım. Camiden çıkıp eve gelirken,
- Arapça biliyor musun da, imamın dediklerine ağladın, dede ? diye sormuştum.
- Ne imam Arapça biliyor, ne de ben... demişti.
- Öyleyse neye ağladın ?
- Hiç ağlanmaz olur mu ? İmam nasıl okuyordu, duymadın mı ? Kim bilir, ne acıklı, ne güzel şeyler söylüyordur !
- Aferin! Damlaya damlaya göl olur. Ne olurmuş?
Ben, Metin'den önce davranıp,
- Göl olmaz ! dedim.
- Nasıl, dedi, göl olmaz mı ?
- Olmaz, büyükbaba.
Çatık kaşla,
- Ya ne olur ? dedi.
- Damlaların düştüğü yer çukursa göl olur. Ama çukur değilse... Damlar, damlar, damlar...
- Eeee ? Sonra ?
- Sel olur akar gider...