Oturduğu masa da kaldırım taşına gözü ilişti, başının sol tarafının acıdığını hissetti, uyuşukluk... sonrasında bir yudum aldı sigarasından.
''Zaman büküldü, geçmişe gitti. Ayaklarında, bir teki kayıp, diğeri ise rengi yıllar sonra "gri" olarak zihnine mühürlenecek olan o çorabı gördü. Baş parmağı, çorabın yırtığından dışarı fırlamış, hayata mağrur bir selam veriyordu. Eski bir hasır üzerinde yanında oturan ablasına dokundu, omuzları silkelenen ablası ayak parmağına baktı. Kirli ellerini ağzına doğru götürüp gülümsedi. Beraber güldüler, sesleri kendilerine dahi gelmedi belki de. Ablasının saçları kıvırcıktı, uzundu. Alnına dökülmüş, gözlerinin yarısını kapatmıştı. Acaba benim saçlarım ne kadar uzun diye düşündü. Kırık bir aynaları olduğu aklına geldi, kalkıp bakmak istedi, ama hiç kalkmak istemediğini anladı.
Sabahın köründe, okulun yokluğunu bayram sayıp saçma sapan oyunlarla şenlendirmişlerdi o daracık alanı. Babaları yine yoktu, zaten hiç olmuyordu ki. Annelerinden duyuyorlardı çalışmaya gidiyormuş, günlerce aylarca gelmiyordu. Hatırladı sadece bir defa ev de görmüşlerdi babalarını, ama o zaman da hep yatakta uzanıyordu, bacağı kırıldı demişlerdi. Babaları hemen şu sağ tarafta bir yatak içerisinde bütün gün uzanırdı. Bir çocuk babasının bacağı kırıldı diye sevinir miydi ? Sevinmişlerdi işte... çünkü babaları evdeydi. Saçları babasının saçları gibi düz olsaydı keşke ama kıvırcıktı. Üzüldü, diğer kardeşlerine baktı. Hepsi bir uğraş içerisindeydiler. Kızaran sobanın etrafında oyun oynayan, uzanan, anlamsızca bağıran birçok kardeş.
Oturduğu yerden kalktı, aynanın nerede olduğunu düşündü. Dün akşam banyo kapısının arkasında gördüğünü hatırladı. Kapıyı açtı, ayna tam da dediği yerdeydi. Ucu kırık olan aynayı aldı, kenarları eline battı ama sıkmadan tutunca o