8 aydır ilk defa bu kadar uzun bir zamanı gösteriyor ona bile kötü demiş 😔 Artık vücudum sinyal veriyor yeter yorgunsun diye dün akşam yemeği yaparken aniden fenalaştım Allah'tan haftasonuydu eşim evdeydi ocaktaki fırındaki yemeğe bak pişince kapat dedim sonrasını hatırlamıyorum 😭 9 buçuk gibi bebeğimi doyurmak için kalktım ayakta 1 2 lokma bişey yedim geri yattım ben böyle Bi baş dönmesi görmedim ölüyorum sandım bir ara eşime ölüyorum bana yardım et dediğimi hatırlıyorum sonrasını yine hatırlamıyorum 😔 gece 2 gibi bebeğimi doyurmak için kalktım ağlaya ağlaya sarıldım o kadar özlemişim ki o da küçücük kollarıyla bana sarılıyordu uykuda 😭 gurbette tek başına çocuk büyütmek o kadar zor ki ama tek güzel yanı ilerde kimse ben olmasam sen o çocuğu büyütemezdin diyemeyecek 😔 birde rabbim hiçbir çocuğu annesiz hiçbir anneyi evlatsız bırakmasın yaa 🤲🤲 Öyle bir iç döküş olsun bu da 🌸 gün gelip oğlum büyüdüğünde neler yaşamışız diye dönüp okuruz belki birlikte 🌸🥰👼eee o zaman not düşmemek olmaz dimi ama🤣 Not:Seni çok seviyorum mavişim 🥰👼 İyi ki benim oğlumsun 👼 Her şey sana feda olsun 😍 Tek isteğim mutlu bir bebek olarak büyümen🤗 Varlığına bin şükür ❤️ Her1şeyim 👼🪽
Elif.
Oturduğu masa da kaldırım taşına gözü ilişti, başının sol tarafının acıdığını hissetti, uyuşukluk... sonrasında bir yudum aldı sigarasından. ''Zaman büküldü, geçmişe gitti. Ayaklarında, bir teki kayıp, diğeri ise rengi yıllar sonra "gri" olarak zihnine mühürlenecek olan o çorabı gördü. Baş parmağı, çorabın yırtığından dışarı fırlamış, hayata mağrur bir selam veriyordu. Eski bir hasır üzerinde yanında oturan ablasına dokundu, omuzları silkelenen ablası ayak parmağına baktı. Kirli ellerini ağzına doğru götürüp gülümsedi. Beraber güldüler, sesleri kendilerine dahi gelmedi belki de. Ablasının saçları kıvırcıktı, uzundu. Alnına dökülmüş, gözlerinin yarısını kapatmıştı. Acaba benim saçlarım ne kadar uzun diye düşündü. Kırık bir aynaları olduğu aklına geldi, kalkıp bakmak istedi, ama hiç kalkmak istemediğini anladı. Sabahın köründe, okulun yokluğunu bayram sayıp saçma sapan oyunlarla şenlendirmişlerdi o daracık alanı. Babaları yine yoktu, zaten hiç olmuyordu ki. Annelerinden duyuyorlardı çalışmaya gidiyormuş, günlerce aylarca gelmiyordu. Hatırladı sadece bir defa ev de görmüşlerdi babalarını, ama o zaman da hep yatakta uzanıyordu, bacağı kırıldı demişlerdi. Babaları hemen şu sağ tarafta bir yatak içerisinde bütün gün uzanırdı. Bir çocuk babasının bacağı kırıldı diye sevinir miydi ? Sevinmişlerdi işte... çünkü babaları evdeydi. Saçları babasının saçları gibi düz olsaydı keşke ama kıvırcıktı. Üzüldü, diğer kardeşlerine baktı. Hepsi bir uğraş içerisindeydiler. Kızaran sobanın etrafında oyun oynayan, uzanan, anlamsızca bağıran birçok kardeş. Oturduğu yerden kalktı, aynanın nerede olduğunu düşündü. Dün akşam banyo kapısının arkasında gördüğünü hatırladı. Kapıyı açtı, ayna tam da dediği yerdeydi. Ucu kırık olan aynayı aldı, kenarları eline battı ama sıkmadan tutunca o
Reklam
İnsan Olmanın Asgari Şartları
Samimiyet masanın üstüne oturdu Adı İç'ti Yüreği vardı Dili yoktu Konuşmadan da anlaşılabildi Dil kenarda bekliyordu Adı İfade’ydi Sürekli anlatmak istiyordu Ama İç ona baktı Gerek yok dedi Beni taşıyorsan yetiyor Ciddiyet kapıdan girdi Adı Ağırlık’tı Yüzüne baktım Tanıdık değildi Fikrini sordum Sessizce durdu Düşünmeden gelmem dedi Yüz aynaya yaslanmıştı Adı Görünüm’dü Parlamaya çalışıyordu Ağırlık ona dönmedi bile
Edebiyat
6 Şubat depremini yaşadım
Osmaniye’deydim. Hani bir söz vardır ya, “Yaşamadığın hiçbir şeyi bilemezsin” derler; doğruymuş. Gece sallanarak uyandım. Karanlıkta göz gözü görmüyordu. Ailemle beraber holde birbirimize kenetlenerek, başımızı koruyarak bekledik. İlk sarsıntı geçtikten sonra direkt aşağı indik. Biz aşağı inerken bir sarsıntı daha başladı. İkinci kattaydık; kendimizi zar zor dışarı attık. O an insan hiçbir şey düşünemiyor. Evimizin az ilerisindeki 8 katlı bina komple çökmüştü. Etraf toz dumandı. Koskoca 8 katlı bina, 2 katlı bina büyüklüğünde kalmıştı. Allah’tan bizde can kaybı yoktu. Çok detaylı anlatmayacağım. Arabada bekledik. Köye gidecektik fakat bir sürü eşyamız hâlâ evdeydi ve en çok da bizim iki kat hasar görmüştü. İçeri tehlikeli de olsa birkaç defa girdik çıktık. Değerli, para edebilecek eşyaları aldık; biraz da kıyafet alıp köye gittik. Daha sonrası tabii ki kolay olmadı. Biz sadece mal kaybıyla kaldık ama eşyalarımızı kurtarmak için geri gittiğimizde, yasak da olsa eve girip eşyaları çıkartırken kendimi cidden çok kötü hissediyordum. Çünkü ben geleceğimi kurtarabilmek için evdeki eşyaların peşindeyken, ötede çöken 8 katlı binada insan kurtarma çalışmaları yapılıyordu. Her biri bulunduğunda insanlar umutla yaralıya koşuyordu. Kendi yakını olduğunu görünce seviniyorlardı. Ama “Benim yakınım mı, ailem mi?” diye giden insanlar, kendi yakını olmadığını görünce ağlıyordu. Cidden çok kötü bir ortamdı. Çok şey yaşadım. İnsanlar üst üste, derin dondurucularda konuluyordu. Ama hiç unutamayacağım bir an var. O 8 katlı binadan bir kadın çıkarıldı. Üzerinde altınları vardı. Bu tabiri yapmak istemiyorum ama kadın kâğıt gibi olmuştu, dümdüzdü. Üzerinde ziynet eşyaları vardı. Cenazeyi koymak için torba almaya gidildiği sırada birisi kadının üzerindeki ziynet eşyalarını çalıp kaçmış.
Meğer Ne Kadar Zenginmişim.
Sekiz yaşındaydım. Hiç unutmuyorum. Her sabah saat altıda uyanır, evimizin balkonuna çıkar, güneşin doğuşunu izlerdim. O anlar bana büyülü gelirdi. Gökyüzü yavaş yavaş aydınlanırken içimde tuhaf bir sevinç olurdu; sebebini tam bilmezdim ama içim rahattı. Çünkü babam evdeydi. Babaannem yanımızdaydı. Kardeşim küçüktü ve Annem gençti. Dünya yerli yerindeydi. O yaşta insan sahip olduklarını saymaz. Kaybetmeyeceğini sanır. Ben de öyle sanıyordum. Şimdi otuz yaşındayım. Babaannem ve Babam rahmetli oldu. Kardeşim büyüdü. Annem artık genç değil. Evler değişti, sesler değişti, sabahlar değişti. Güneş hâlâ doğuyor ama ben o balkonda değilim. En çok çocukluğumu özlüyorum. Çünkü aynı çatı altındayken, meğer ne kadar zenginmişim. Bunu insan ancak her şey eksildiğinde anlayabiliyor.
Hayata Dair
Babama...
Elektrik kesildi bugün. Başta genel bir kesinti diye düşünürken, hala ışık yanmadığı halde asansörün çalışma sesini duydum. Kapıya çıkıp baktığımda apartman genelinde elektriğin olduğunu gördüm. Bilen de bilir, elektrikten ders anlamında da genel anlamda da hiç haz etmem. Ve ne yapacağım konusunda en ufak bir fikrim yok. Karşımdaki komşu kızı, elektrik idaresinde çalıştığı için ona danıştım, ama görevi gereği bu konuya çok aşina değildi ve bugün pazar, iletişime geçip sorabileceği kimse yoktu. Müşteri hizmetlerini arayıp ne olduğunu öğrenebileceğimi söylediğinde, tamam en azından yapabileceğim bir şey var diye düşünüp harekete geçtim. Personel elektrik sayacına bakmamı söyledi ve ben elektrik sayacının nerede olduğunu bilmiyorum. O an sesime de yansıyan çaresizliği hatırladıkça yüreğim sızlayacak biliyorum. Personel, sayacı bulup gereken kontrolü yaptıktan sonra arayabileceğimi, ona göre işlem yapılması gerekiyorsa yapacağını söyledi ve telefonu kapattım. O an, yandaki komşumun eşinin de elektrik konusunda çalıştığını hatırlayıp kapısını çaldım. Ama tüm bu aşamalarda kendimi öyle yalnız, umutsuz, işe yaramaz ve çaresiz hissettim ki, kapı açıldığında sesim titremeye başladı, ne söyleyeceğimi bilemedim ve cümle kuramadım. Gözlerimin dolduğunu hissederken, parça parça derdimi anlatmaya çalıştım sadece. Allahtan eşi evdeydi ve yardımcı oldu. Odana geldim, yaşlarımı tutamadım, düşündüğüm tek şey sensin. Hala hastanedeymişsin gibi hissedip yaşamaya devam etmek başlangıç için mantıklı gelmişti. Ama bugün elektrik kesildi ve ben senin artık olmadığın gerçeğiyle bir kere daha yüzleştim.
Hayata Dair
Reklam
Reklam