“Kaptan, kâşiftir. Esas gayesi keşfetmek ve dahi ufuklara ufuk katmaktır.”(9)
1492 yılında Konstantiniyye… Bir kâşif, yirmi üç yaşında genç bir delikanlı olan Kalender’in olgunlaşma hikayesini, tarihi olaylarıyla güzel kurgulanmış masalsı bir dünyadan keşfediyoruz. Keşif, özgürlük, merhamet, vicdan, aile, inanç gibi birçok önemli konunun bir gençte uyandırdığı ruh karmaşıklığını, zorlu bir yolculukta şahit oluyoruz. Sürükleyiciliği son ana kadar devam eden bu roman bize, insanlığın ve hayatın korkunç taraflarına karşı umutsuz ile umutlu olma arasındaki çizginin ne kadar ince ve önemli olduğunu da gösteriyor. “Umut etmeye ve masalların içinde kaybolmaya ihtiyacımız var. Hayat karşısında başka türlü direnemeyiz.” (159)
Yazar, pek çok gerçeğe değinmiş. Mesela Doğu ile Batı’nın birbirine bakış açışını; 15.yüzyıldaki siyasi yapı, Yahudilerin ve Müslümanların arasındaki sıkıntıların etkileri… Hem üslup hem de konu itibariyle kitap su gibi akıyor. Kalender’in içsel dünyasının karmaşıklığını, derinliğini anlatan mektuplar kitabı çok güzel bütünlüyor ve anlam katıyor. Yeri geldi duygulandıran, güldüren yeri geldi tüyleri diken diken bu kitap çok hoşuma gitti.
Kendime hatırlatma niteliğinde birkaç alıntıyı buraya eklemek istiyorum:
Geç olması, hiç olmamasından iyidir. (91)
Lisan bilmek, damarlarında dolaşan kan kadar mühimdir. Şayet gavurların dilini hakkıyla tekellüm etmeyi öğrenmezsen ve günün birinde kader rüzgârı seni onların yurduna savurursa orada hayvandan farksız olursun. (102)
Umdukça hüsranın büyüyecek. Bekledikçe ömrün kısalacak. Allah’a tevekkül edip işini kendin gör! (321)