Puan vermedi·352 syf.··
2026 55. kitabı
Nermin Yıldırım okumayı en sevdiğim yazarlardan biri. Daha önce dört kitabını okumuştum. Bütün eserlerini okumak istediğim bir yazar. O yüzden sırayla hepsini tamamlamaya çalışıyorum. Kİtabımızın konusuna gelecek olursak bir hastane odasında karşılıyor bizi Nermin Yıldırım. Kitapta ölümcül bir hastalığa yakalandığını öğrenen Adalet’in hayatını okuyoruz. Doktor, Adalet’e bir yıllık ömrü kaldığını söylüyor. Adalet çok üzülüyor ve hayatı gözlerinin önünden geçiyor. Geçmişte yaptıkları aklına düştükçe de iç hesaplaşması başlıyor. Hasta olma nedeninin küçükken çocukluk arkadaşı ile yaşadığı bir olay olduğunu düşünüyor yanına Hülya’yı da alıp onu bulmaya gidiyor. Bu yolculuklar sırasında Sadi isimli biriyle tanışıyor. İkisi birlikte yolculuğa çıkıyorlar. Bu yolculuklar sayesinde birbirlerini tanıyorlar. Aşık oluyorlar. Sadi bazı kısımlarda beni çok korkuttu. Varlığına inanamadığım bir karakter oldu. Yazdığı mektup öyle güzeldi ki sadece Adalet’in değil bizlerinde gönlünü fethetti. Ayrıca kimseye dokunmadan yaşayan, her şeyi görmezden gelen, savunma mekanizması çok güçlü olan Adalet, bu yolcuklar sayesinde bambaşka bir insan oldu. Gözümüzün önünde değişti, gelişti… Ayrıca evet zor da olsa çocukluk arkadaşını buluyor ama orada da başına hiç beklemediğim bir şey geliyor. Üzücü sonları hiç sevmiyorum.
DokunmadanNermin Yıldırım · Everest Yayınları · 202511,5bin okunma
10/10
·181 syf.··
Beğendi
·
2026 15. kitabı
·
16 saatte okudu
·
Okunma: 21 Mayıs 2026 12:13
İlkim Öz 'ün Erkekler Neden Evlenir? adlı kitabını okurken hem ilgi duydum hem de birçok konuda düşünme fırsatı buldum. Kitapta farklı erkeklerin evliliklerinde yaşadıkları sorunlar ve bu sorunlarla baş etme süreçleri anlatılıyor. Bu hikâyeleri okurken erkeklerin olaylara nasıl baktıklarını ve ilişkilerde neler hissettiklerini daha iyi anlamaya başladım. Kitapta yer alan karakterlerin her biri farklı problemler yaşıyor. Bazıları kıskançlıkla mücadele ederken bazıları ailelerinden kaynaklanan sorunları evliliklerine taşıyor. Karakterlerin yaşadıkları olayları okurken, insanların davranışlarının altında yatan sebepleri görmenin ne kadar önemli olduğunu düşündüm. Yazarın anlatımını oldukça sade ve anlaşılır buldum. Psikolojiyle ilgili konulara yer verilmesine rağmen kitap beni zorlamadı. Terapi görüşmeleri şeklinde ilerleyen bölümler, kitabın akıcı olmasını sağladı. Bu nedenle okurken sıkılmadım ve hikâyelerin devamını merak ettim. Kitapta en çok hoşuma giden şey, karakterlerin yargılanmadan anlatılması oldu. Her karakterin yaşadığı sorunları kendi açısından değerlendirme fırsatı buldum. Bu da olaylara daha geniş bir bakış açısıyla yaklaşmamı sağladı. Kitabın arka kapağında İlkim Öz'ün şu sözleri dikkatimi çekti: “Bu kitabı alanların ve okuyanların çoğunun kadınlar olacağından eminim. Erkekler yine kendilerinden kaçacak ama inanın yanılmak istiyorum.” Bu satırları okuduğumda gülümsedim. İlkim Hanım, bu konuda en azından benim için yanıldınız. Evet, kitabı satın alarak okumadım; ancak büyük bir keyifle okudum ve kendim için önemli dersler çıkardım. Erkeklerin ilişkilerde yaşadığı iç çatışmaları, korkuları ve hataları daha yakından görme fırsatı buldum. En kısa zamanda kitabı satın alıp kitaplığımda hak ettiği yere koyacağım. Genel olarak düşüncelerimi toplayacak olursam bu kitabı
İnceleme
Erkekler Neden Evlenir?İlkim Öz · Alfa Yayınları · 2004162 okunma
Reklam
Felsefik bir kitaptı; sevdim...
9/10
·222 syf.··
Beğendi
·
2026 35. kitabı
Kitabı bitirdiğimde hissettiğim ilk şey derin bir sessizlik oldu. Schopenhauer, büyük ve süslü laflar etmeden, hayatın aslında ne kadar sade olduğunu çok güzel anlatıyor. Bizim mutluluğu hep dışarıda, eşyalarda ya da başkalarının gözünde aradığımızı, oysa asıl huzurun insanın kendi içinde bittiğini hatırlatıyor. Okurken insan "Evet, tam olarak böyle" diyor. Hayata bakışımı biraz daha sakinleştiren, sadeleştiren bir kitap oldu. Altını çizdiğim cümlelerle baş ucumda kalmaya devam edecek.
Alıntı
Yaşam Bilgeliği Üzerine AforizmalarArthur Schopenhauer · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 20259,3bin okunma
Puan vermedi·%67 (200/296 syf.)··
20 günde okudu
·
Okunma: 13 Haziran 2026 16:04
İsmi benim için özel olan bir kitap bu nedenle hakkında biraz konuşabilirim diye düşündüm. Beklediğimden daha karamsardı, okuması da bu nedenle yorucu ve uzun sürdü çoğu zaman. Sürükleyici bir olay örgüsü yok, zaten okuru olaya bağlamaktansa duyguyu vermeye odaklı ki bayıldım ben böyle eserlerin insanıymışım. Geçmişe takılı kalma düşüncesi başlı başına cezbedici bir konu benim için ve yazarın bunu monoton bir düşünce kitabı ile sınırlandırmayıp eklediği unsurlar cümleleri bir süreden sonra daha da anlamlı getirdi. Her okurun beğenebileceği bir yazım dili olduğunu düşünmüyorum. Konusu beni içine çekse de okurları bu sakin gidişatından sürekli yakınmış. Özellikle kitabın yarısına geldiğinizde konu fazla siyasi olmaya başlıyor ve sayısal verilerde karışıyor. Beni yine de durduran bir özellik değildi zaten kitap buna ağırlık verdiğini ilk sayfalarda belli ediyordu. Yine de bir günde on sayfadan fazla okutmuyor ne yazık ki. Başucu kitabım olabilecek kapasitede ve sevdiğim birden çok sayfası olmasına rağmen benim gözümden düşüren tek etken son elli sayfada neredeyse olaydan tamamen kopmamdı. Asıl çarpıcı kısımlara geldiğimde ani bir kopuş yaşayınca son sayfalarda beni gerektiği kadar etkilemedi. Okuyup bitirince sanırım üzülmeliyim diye düşündüm hatta nwmqnqjs ortalarındaki heyecanım devam etseydi günlerce etkisinden çıkamazdım ve keşke öyle olsaydı. Yarım kalmış gibi hissediyorum belki son bölüme tekrar dönerim. Bu şekilde, konusunu inceleyip eğer ilginizi çekiyorsa ve fazla bilgi ağırlıklı olması sizi rahatsız etmiyorsa denenebilecek bir eser daha bitirmeden birilerine önermeye başlamıştım bile. Ama dediğim gibi ana konu ortalarda gelişme gösteriyor ve o kısımlarda kopmamak lazım eserden. Çok güzel alıntılar var içerisinde, yazarın kalemi kendini her sayfada tekrar
Zaman SığınağıGeorgi Gospodinov · Metis Yayıncılık · 01,697 okunma
9/10
·304 syf.··
Beğendi
·
2026 66. kitabı
·
30 saatte okudu
·
Okunma: 10 Haziran 2026 14:07
Yazar bizi 81 yıllık hayatında pişmanlıklarını, kaybedislerini, keskelerini , özlemlerini, babasız geçen koskoca bir ömrü sanki bir yarış pistindeymis gibi tek nefeste bitiren Wilbur'un hikayesine konuk ediyor. Bazen hayatım gözümün önünden bir film şeridi gibi akıp gitti deriz. Aynı durum 81 yaşında bir kalp krizi sonucu hayata veda edip kendini bir Gece Yarısı Treninde bulam Wilbur içinde geçerlidir. Ölmüştür ama bindiği tren onu taaa çocukluğundan ölüm anına kadar hayatının duraklarında gezdirir. Acılarla geçen çocukluğu , abisini gözleri önünde kaybedişi, annesiyle geçim sıkıntısı yaşarken o çok istediği üniversiteye gidemeyisi ve eşiyle yollarının kesişip mutluluğa mi hüzne mi bilemediği bir kapının açılışı..... Bunlarin her biri hayatının açısıyla tatlısıyla birer dönüm noktasıdır , trenin durduğu birer durak . Ölmüştür evet ama geçmişi onu bırakmamış ebediyete varamamistir. Önünde bir seçim vardır ya tamamen geçmişe veda edip ebediyete ulaşmalı yada gecmisteki Wilbur'u uyarıp hayatı daha verimli , daha anlamlı , daha dolu dolu yaşamasını söylemelidir. Fakat bir kural var geçmişteki Wilbur ile kesinlikle bağlantı kurup konusmamali, ona temas etmemelidir. Çocukluğunda bir kitap kurdu olan ve sokaklarındaki kitapçınin sahibi yaşlı Anges ile karşılaşır trende ve onunda ölmüş olduğunu anlar . Kural basittir ve vagonda onu yonlendiren Anges sayesinde bakalım geçmişindeki Wilbur'u uyarabilecek midir bizim hayalet Wilbur ? Kitap bitince insan şunları soruyor kendine ; hayat ne kadar uzun olsa da bu hayatı nasıl yaşadım ?, güzel anılar ile mi yoksa zamana ayak uydurmak için çalışıp difinip tad alamadan mi ? Sevdiklerimize ne kadar zaman ayırıyoruz, geçmişteki hatalarimizdan ders çıkarıyor muyuz ? Hayatımızın hangi duraklarında neleri değiştirmek
Gece Yarısı TreniMatt Haig · Domingo Yayınevi · 202698 okunma
Ben Sakarım
Puan vermedi·109 syf.··
2026 53. kitabı
Aile denince aklınıza ne geliyor? Bir baba için aile; eşini ve çocuklarını korumak, onları kimseye muhtaç etmemek, hayatı onlar için elinden geldiğince yaşanılır kılmak demektir. Çocuklarını hayatın gerçeklerine hazırlarken merhameti ve sevgiyi rehber edinmektir. Bir anne için aile; evlatları uğruna gözünü kırpmadan her şeyi göze almak, onları sonsuz bir sevgiyle kuşatmak, dünyanın karmaşası içinde koruyup kollamaktır. Hayatının son anına kadar "çocuklarım" diyebilmek, eşine yoldaş olmak ve birlikte güzel hatıralar biriktirmektir. Çocuklar için ise aile; koşulsuz sığınabilecekleri bir yuva, güvenli bir limandır. Çünkü anne ve baba onların ilk kahramanlarıdır. Çocuklar sevmenin karşılığını beklemezler; sadece severler. Anne kızar, çocuk ağlar; ama yine anneye sarılarak ağlar. Çünkü onların dünyası anne ve babalarının varlığıyla ayakta durur. Evet, aile; anne, baba ve çocuklar için tüm bu anlamları, hatta daha fazlasını taşır. Peki gerçekten her aile böyle midir? Her anne ve babayı sorgusuz sualsiz kutsayabilir miyiz? Alexandre Seurat'ın Sakar adlı romanı tam da bu soruların peşine düşüyor. Yazar, gerçek bir olaydan esinlenerek kaleme aldığı bu romanda, bir çocuğun sessiz çığlığını merkeze alırken aile kavramının karanlıkta kalmış yüzünü de gözler önüne seriyor. Diana, yüzünden gülümsemesi eksik olmayan bir çocuk. Fakat o gülümseyişin ardında kimsenin duymadığı bir çığlık saklı. Kendisine ne olduğu sorulduğunda sürekli sakar olduğunu söylüyor; yaşadığı her olumsuzluğun kendi hatasından kaynaklandığına inanıyor. Oysa gerçekler çok daha farklı. Ne var ki gerçek ortaya çıktığında artık her şey için çok geç kalınmış oluyor. Kimse Diana'nın sessiz gülümseyişinin ardındaki acıyı göremiyor, kimse yardım çağrısını duyamıyor. Romanı okurken bu hikâyeyi yalnızca Diana'nın
SakarAlexandre Seurat · Metis Yayınları · 20255,6bin okunma
Reklam
Reklam