"Merhaba arkadaşlar
bugün sizlere kayboluşlar, arayışlar ve imkansız kavuşmalar üzerine kurulu, sarsıcı bir hikayeden, Sıla Subaşı’nın Dönüş Yolu kitabından bahsetmek istiyorum.
Zülal, bir gazetenin röportaj bölümünde çalışan, kendi sessiz dünyasında yalnız yaşayan bir kadındır. Rutin hayatı, posta kutusunda bulduğu gizemli bir mektubun kapağını aralamasıyla sonsuza dek değişir. Zülal, titreyen elleriyle mektubu açtığında karşısına bir isim değil, bir sığınak çıkar: "Evim'e." Bu, bir insana değil; geride bırakılan bir hayata, yitirilmiş bir aidiyete yazılmış sessiz ve yakıcı bir vedadır.
"Bugün sensiz geçen doksan yedinci gün..." diye başlayan o satırlar, savaşın sadece şehirleri değil, insanın içindeki o güvenli kaleyi nasıl yerle bir ettiğini haykırmaktadır. Zülal okudukça, mektubun içinden sadece kelimeler değil; yollarda kaybedilen bir baba, bir adamın peşinden giderek evlatlarını yarım bırakan bir anne ve iki kardeşin çıplak ayakla, nereye gittiğini bilmeden yürüdüğü o karanlık, kanlı yollar dökülür.
Mektupların ardı arkası kesilmedikçe Zülal’in merakı, yerini derin bir huzursuzluğa bırakır. Durumu paylaştığı muhabir arkadaşı Cesur’un meseleyi hafife almasıyla hayal kırıklığına uğrayan Zülal, çareyi polis memuru Umut’un kapısını çalmakta bulur. Tam da bu gizemin ortasında, ilginç bir yazarla yaptığı röportajın ardından ruhunu dinlendirmek için memleketine, anne ve babasının yanına gider.
Ancak sığındığı o "baba ocağı", beklediği huzuru vermez. Memleketinde karşılaştığı tuhaf durumlar, babasına dair karanlık bir şüphenin tohumlarını eker. Bu şüphe bir virüs gibi tüm bedenini sararken Zülal, en güvendiği insanların aslında en büyük yabancılar olduğunu acı bir şekilde fark eder. Hiç beklemediği olaylar gün yüzüne çıkarken, ailesini aslında hiç tanımadığını