"Benden anlamadın, şiirden anla." demiş Nurullah Genç. Benden anlamadın...şiirden anla... Senden öncesi de şiirdi; severdim, yazardım, karalardım bir şeyler ruhumdan. Ama senden sonrası... Senden sonrası gönül kafesim... Senden sonra şiir yazmadım, şiir yaşadım ben. Evim, mahallem, yaşadığımız şehir, okuduğumuz şehrin sokakları, seninle karşılaşma ihtimalleriyle bile şiir gibi günler yaşattı bana. Bir gün seninle olması ihtimali bile yaptığım seyahatleri keyifli kıldı. Bir gün şehrimize birlikte dönme ihtimalimiz yaşattı beni bugüne dek belki de... İnsanları sevmeye başladım. Sokak kedisinden bile dua ister camileri pek bir sever oldum. Gezdiğim her semti, her şehri onunla da geleceğim olarak not düştüm. Tatlı kaçamaklar, mini İstanbul rotaları oluşturdum bize, elini tutarak gezmek için dua ettim. Galata'ya davet edecektim hatta seni...gözlerine bakarak okuyacağım birkaç şiir vardı... çıkacaktık sonra oradan kulenin altında birkaç kahveci var, favorilerime götürecektim elinden tutarak. "Dünya ele avuca sığarmış, elini tutunca anladım" diyor ya Nazım Hikmet, elim avucundayken dünyamın parmaklarının arasına doğduğunu, kalbimin avucunda attığını hissettim hayal ederken dahi. Seni seviyorum, sevgilim. Söylemek istedim...
Karaköyün ara sokaklarında fotoğraflarımız olacaktı bu yaz, planlamıştım hepsini. Vakit namazını kaçırmamaya çalışacaktım sende cami avlularında beni bekleyecektin muhtemelen. Seni de beklemeyi dileyecektim belki...
Müze gezmeyi çok severdim, birkaç müzemiz var hâlâ seninle gelmemizi bekleyen. Bu kadar yerden sonra birkaç sahafa uğrayacaktık, ben kendimi kitaplar arasında kaybedecektim, büyük ihtimalle senden tatlı ufak azarlar işitecektim. O bile keyifli gelecekti. Plak karıştıracaktık birlikte, eskileri ikimiz de severiz çünkü.