Mekkede Erkamın adalet evi Daha konuşmazsın hemen; önce gözlerin uyanır, sonra bakışların, en son da o içimi ısıtan gülüşün. Göksel 48 Sen Uyanırken Erkam ibnil Erkam Mekkede adalet evi Oydu müslümanlara evini açan sahabi Evini açarken seslendi Resullullah nebiye Sallahu aleyhi vesselem baktı yüzüne Ey efendimiz evim müslümanlarındır.. İslamın sesi içimizi ısıtıyordu İlk önce Efendimiz SAV sonra müminler Hepsi bu evde uyanıp kıyama kalkacaktı Darul erkam erkamın evi sahabe yurdu Erkam ibnil erkam Mekkede bir kahraman Gözler uyanınca bakışlar kıyama kalktı Şiirler naatlar bu adalet evinde yazıldı Dünya böyle değildi sahabeler devrinde Sahabeler gidince kaldık efkâr içinde Şimdi içimizi ısıtmıyor sahte gülüşler Kuraan okuyordu Kahraman sahabe Erkam b erkam okudu Bakara suresini Dediki ey kahramanlar içimi efkâr basar Kafir ve münafıklar istemez hayırlı olanı Ne hale geldi dünya efkârı hep kaldı bize
Şiir
Kaderim yollarda yazılmış!
Kaderim yollarda yazılmış, Evim sırtıma yapılmış, Rotam hep emredilen yerler olmuş, Her anı alnıma şiir gibi yazılmış. Özlem, doğan güneş gibi bekliyor, Hasret sevinçten yerinde duramıyor, Gülüşler gözlerden yıldız gibi parlıyor, Yürekler hop oturup hop kalkıyor. Adımlar raylarda koşar adım ilerliyor, Gecenin karanlığını bıçak gibi kesiyor, Coşmuş bir kere, arkasına bile bakmıyor, Rotası tam yol İzmir'e gidiyor. 😄 Kaderim yollarda yazılmış, Evim sırtıma yapılmış... Faruk.
Şiir
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Ev
Ey ruhumun, bedenimin, kalbimin,nefesimin, yaşlarımın ve yaslarımın, titreyişlerimin sahibi. Ey ben olan… Nefesin içimdedir. Damarlarımda, ciğerlerimde, organlarımda dolaşır. Ben değil, benden bin tanesi, her zerresiyle fedadır; tek olan GÜL’ e ve her halin en güzeline, özeline… Ey Elhamdülillahım Şükrüm Dünyam Ahiretim Duam Her secdemde yaşlara boğulduğum. Ben bu dünyada yalnız sana inanan, her zerresinde sen olan. Yalnız sen oldum, senle doğup, var oldum. Evim. Dön evine her zerresine kurban olduğum, o öpülen ayaklarla. Hani cennettir ya ayaklarının altında Sen GÜL ve ben bülbül… Haramdır sesim,gözüm,yüzüm,avuçlarım senden gayrısına…
Aşk
Saat 22:22 ve ben seninle girdiğimiz iddayı kaybettim diye hiç üzülemedim.. Adını koymamıştık aslında ama ikinizin de isteyeceği şey en başından belliydi aslında.. “Bir kere sarılalım” yeter dediğinde yanılmadım ve şike yapmak yok desem de üzülmedim.. Sen klasik bir galatasaraylı ben pis bi fenerli nasıl güzel olurdu seninle birlikte derbi izlemek.. Dün yazarken yarım kalmıştı onun gibi öfkememi yenik düştüm yoksa vicdanımamı yenildim bende bilmiyorum. Hani derler ya naparsam yapayım elime yüzüme bulaştırıyorum diye. Öyle işte benimkide. Naparsam yapayım elime yüzüme bulaştırıyorum. Neye ağladığımı bende bilmiyorum suan. Yeniliyor oluşuma desem bu ilk kez olmuyor, Çaresizliğime desem elimden geleni yapıyorum, Zorunda bırakıldıklarım desem ona da alıştım sanırım, İçim çıkarcasına yakıp yıkıp gitmek istiyorum buralardan. Sustukça kendimi daha da tanıyamaz hale geliyorum. Bu sadece ona kestiğim bir hesap değil en başından beri biliyorum. Onunla birlikte kendime de en ağır hesabı kesiyorum ve sonra durup düşününce elim avucum bomboş kalıyorum. Yetmez gibi oturup birde halimize ağlıyorum işte. Haksız olduğumu kabul ettiğim zamanlar pek nadirdir aslında. Öyle zamanlarda ettiğimi düşünmek istemem pek. Kaçarım. Bu benim kendimle yüzleşmek istemeyişimden sanırım. Korkarım çünkü. Neyden dersen de kaybetmekten derim. Şimdi dönüp madem kaybetmekten korkuyorsun neden haksız olacağın şeyler yapıyorsun diyeceksin biliyorum. İşte orda her şey kapkara. Bunu kendime bile acıklayamıyorken sana açıklamam pek mümkün değil gibi. Sanırım bu benim en büyük eksikliğim.. Canım yandığında susup bir köşede kaldığım çok zamanlar oldu. Kimse canın yanıyor mu sende bir kalp taşıyorsun demedi sesim hep kısıktı. Güçlü olmak zorunda kaldığım zamanlarda burnumu hiç indirmezdim. Beni acıtanın canı
Şiir yaşadım ben...
"Benden anlamadın, şiirden anla." demiş Nurullah Genç. Benden anlamadın...şiirden anla... Senden öncesi de şiirdi; severdim, yazardım, karalardım bir şeyler ruhumdan. Ama senden sonrası... Senden sonrası gönül kafesim... Senden sonra şiir yazmadım, şiir yaşadım ben. Evim, mahallem, yaşadığımız şehir, okuduğumuz şehrin sokakları, seninle karşılaşma ihtimalleriyle bile şiir gibi günler yaşattı bana. Bir gün seninle olması ihtimali bile yaptığım seyahatleri keyifli kıldı. Bir gün şehrimize birlikte dönme ihtimalimiz yaşattı beni bugüne dek belki de... İnsanları sevmeye başladım. Sokak kedisinden bile dua ister camileri pek bir sever oldum. Gezdiğim her semti, her şehri onunla da geleceğim olarak not düştüm. Tatlı kaçamaklar, mini İstanbul rotaları oluşturdum bize, elini tutarak gezmek için dua ettim. Galata'ya davet edecektim hatta seni...gözlerine bakarak okuyacağım birkaç şiir vardı... çıkacaktık sonra oradan kulenin altında birkaç kahveci var, favorilerime götürecektim elinden tutarak. "Dünya ele avuca sığarmış, elini tutunca anladım" diyor ya Nazım Hikmet, elim avucundayken dünyamın parmaklarının arasına doğduğunu, kalbimin avucunda attığını hissettim hayal ederken dahi. Seni seviyorum, sevgilim. Söylemek istedim... Karaköyün ara sokaklarında fotoğraflarımız olacaktı bu yaz, planlamıştım hepsini. Vakit namazını kaçırmamaya çalışacaktım sende cami avlularında beni bekleyecektin muhtemelen. Seni de beklemeyi dileyecektim belki... Müze gezmeyi çok severdim, birkaç müzemiz var hâlâ seninle gelmemizi bekleyen. Bu kadar yerden sonra birkaç sahafa uğrayacaktık, ben kendimi kitaplar arasında kaybedecektim, büyük ihtimalle senden tatlı ufak azarlar işitecektim. O bile keyifli gelecekti. Plak karıştıracaktık birlikte, eskileri ikimiz de severiz çünkü.
1000Kitap
Basit bir şey olmayınca ne kadar zorluk çıkıyor?
Bu arada kendisi gelmeden 1 saat önce balkonda kilitli kalmıştım. Geldiğini görünce : "Woo, kurtarıcı adayı: Hoş geldiniz Kral." Garipserken- acaba bu sefer altından ne çıkacak edasıyla- "Hoş buldum." "Dönüp size kapıyı açamayacağım umarım anahtarınız vardır? Saç falan uzatamam saçım kısa, burası da zemin kat ama olsun. Kolum saçımdan daha uzun?? Bir bacak boyuna bakar ya? Premses (!) balkonda mahsur kalmış olabilir. :)P" deyince gülmeye başlarken beni zorbaladı. Bana kapıyı açtıktan sonra "Burada bir tane daha vardı, onu kullanabilirdin." dedi ama anahtarı çıkarışı ve bakışları bile muzip bir zorbalıkla doluydu. O anlarda utandım nedense. Bir şey demedim. İkincinin varlığından yeni haberim oldu. Bu sırrı ona söylemedim. (: Sonra başka bir şeyler daha demişti gülerek. Kahvesini yaptıktan sonra meyve tabağımızı götürdüm. Yıkamadığım bulaşıkların lafı edilmesin ve diğerleri de gülsün diye "Baba gelene kadar balkonda mahsurdum. Evet kapı önünde olmamama rağmen neredeyse suratıma kapanmış gibi oldu. Bulaşıklar yıkanmadı artık bahanem de vaarrr: kesin soracaklardan önce davranıyorum. Ve işte Kurtarıcım ve meyve keyfimiz. Beni kurtardığı için kendine kızıyor da olabilir. 》《 Eskiden sadece dalga geçerdi şimdi zorbalıyor biliyor musunuz? Hakkını da tam veriyor arkadaşlar. O yüzden bir gün bir yerde kilitli kalınca beni arayın ben sizi daha az zorbalarım. >< Hadi meyveye yetişinnn, baay." videosunu aile grubuna atmıştım. Başka bir olaydan ötürü daha komikti: havalimanına herkes gidiyordu. Ben suyu dökmek ve yemek + mutfak toplaması yapmak istediğim için kalmak istedim: annem yorulmuştu baya. Tam kıyak geçmek istedim. Ben suyu hazırlamak için biraz önden çıkarken anahtarımı kapıya geçirip çıktım. En son ablam koştura koştura geldi. Ben suyu döktüm, gittiler. O gün gidecek
Hayata Dair