Ütopya mı? Emin misiniz?
5/10
·78 syf.··
2026 600. kitabı
Güneş Ülkesi, yazarın kusursuz bir toplum hayalini anlattığı bir ütopya olarak kabul edilse de ben kitabı okurken birçok noktada bir distopyaya daha yakın hissettim. Elbette beğendiğim yönleri de oldu. Özellikle insanların fiziksel sağlıklarına önem vermesi, sporun günlük yaşamın doğal bir parçası hâline getirilmesi ve beden eğitiminin ihmal edilmemesi oldukça değerliydi. Sağlıklı bireylerden oluşan bir toplum fikri bana göre kitabın en güçlü yanlarından biri. Ancak kitabın ideal olarak sunduğu bazı düzenler beni rahatsız etti. Öncelikle eş ve aile kavramının neredeyse tamamen ortadan kaldırılması dikkat çekiciydi. Herkesin herkesle eş sayıldığı, çocukların belirli anne ve babalara değil topluma ait kabul edildiği bir sistem bana sıcak ve insani gelmedi. İnsanların kurduğu özel bağların, aile olmanın ve bir kişiye ait olma hissinin görmezden gelinmesi, toplum adına bireyin duygularının feda edilmesi gibi hissettirdi. Benzer şekilde özel mülkiyetin tamamen kaldırılması da sorgulanmaya açık bir konu. Çok büyük servet farklarının olmaması olumlu görülebilir; ancak küçücük bir evin, kişisel bir alanın ya da sadece insana ait olan bir şeyin bile bulunmaması bana göre özgürlüğü azaltan bir durum. İnsan bazen sadece kendisine ait bir köşe ister. Kitapta insanların ne zaman ve kimlerle birlikte olacağına kadar uzanan bir denetim anlayışı da bulunuyor. Beraberliklerin bireysel tercih ve duygulardan çok toplumsal kurallarla belirlenmesi, hatta kadınların istek ve arzularının ne olduğu üzerinde yeterince durulmaması beni rahatsız etti. Bazı bölümlerde kadınların birey olmaktan çok toplumun ortak kullanımına sunulmuş kişiler gibi ele alındığı hissine kapıldım. Günümüz değerleri açısından bakıldığında bu yaklaşım oldukça sorunlu görünüyor. Bir başka dikkatimi çeken nokta ise
Güneş ÜlkesiTommaso Campanella · Kapra Yayıncılık · 20214,679 okunma
8/10
·288 syf.··
2026 12. kitabı
Yeni evli Tricia ve Ethan, şehirden uzakta bulunan büyük ve ıssız bir evi görmek için yola çıkarlar. Ancak aniden bastıran kar fırtınası nedeniyle evde mahsur kalırlar. Bu evin sahibi, yıllar önce gizemli bir şekilde ortadan kaybolan ünlü psikiyatrist Dr. Adrienne Hale’dir. Tricia evde dolaşırken doktora ait ses kayıtlarını bulur ve bu kayıtları dinledikçe hem doktorun geçmişine hem de kayboluşunun ardındaki sırra yaklaşmaya başlar. Fakat evin duvarları arasında saklanan gerçekler, göründüğünden çok daha karmaşıktır.
Sakın Yalan SöylemeFreida McFadden · Olimpos Yayınları · 20245,2bin okunma
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
gölgede kalan
Puan vermedi·236 syf.··
Beğendi
·
2026 79. kitabı
​Çocukluğu sevgisizlikle büyüyen, aile içi şiddet ve baskıların gölgesinde derin psikolojik travmalar alan bir adam: Yusuf. Bursadan İstanbula gelip eski bir ev kiralayarak yeni bir başlangıç yapar. Zorlu hayatındaki tek dayanağı hep yanında olan, birlikte yaşadığı can yoldaşı Hüseyindir. İki arkadaş kiraladıkları evi temizlerken eski çekyatın altında bir defter bulur. Bu, evin yakın zamanda vefat eden sahibi Hikmete ait bir günlüktür. ​Yusuf sayfaları çevirdikçe Hikmetin dünyasına çekilir; o da tıpkı kendisi gibi baskıcı bir babayla büyümüş, anne sevgisinden mahrum kalmış yaralı biridir. Günlükte Hikmetin gençlik yıllarında yeşil gözlü Hayriyeye sevdalandığı ancak korkuları ve aile baskısı yüzünden bu aşkın yarım kaldığı yazmaktadır. Hikmet daha sonra Esma ile evlense de ömrü boyunca bunun pişmanlığını yaşamıştır. Yusuf, Hikmetin bu yarım kalan hikâyesini tamamlamayı ve emaneti sahibine ulaştırmayı tek amacı haline getirir. Ancak günlüğü okudukça kendi yaşamıyla günlükteki olaylar birbirine karışmaya başlar. ​Bu süreçte karşı apartmanda, küçük oğluyla yaşayan Yeşime karşı içinde saplantılı bir ilgi büyütür. Ona sığınmak, evlenmek ister ancak bu ısrarcı tavrı Yeşimi korkutur ve kadın onu kesin bir dille reddeder. Reddedilmek, Yusufun içindeki yalnızlığı iyice tetikler. ​Hikâyenin sonunda ise şaşırtıcı bir gerçek gün yüzüne çıkar: Yusufun kitap boyunca konuştuğu, güvendiği en yakın arkadaşı Hüseyin aslında gerçek değildir; yalnızlığının zihninde yarattığı şizofrenik bir sanrıdır. Yusuf başka bir adamın geçmişini tamir etmeye çalışırken aslında kendi zihninin derinliklerindeki ağır akıl oyunlarıyla ve "hiçliğiyle" o metruk odada tamamen yalnız kalır. Kitabın finalindeki o çaresizlik ve beklemediğim son içimi gerçekten çok acıttı.
Gölgede KalanAyten Yağmur · İkinci Adam Yayınları · 2025119 okunma
Bakılmayan Pencere
Puan vermedi
Tuba Karatop bir sanatçı. Bunu öykülerinde bir kez daha anlıyoruz. Hiç aceleye getirmeden sindire sindire kurgusunu işliyor. Sona yaklaştığımızda bir iç sese dönüşüyor kahraman. Onunla bir yerlerde muhakkak karşılaştığımıza inanıyoruz. Herbaryumda çocuklarını büyüten anneler var hikâyelerinde. Kendi kendine çelme takan insanlar. Öfkesini sığınak yapmışları da anlatıyor bize. İnsanın içine girdiği gibi evlerin de içine giriyor yazarımız. Evlerin şarkılarından bahsediyor bize. Ait olmadığı evin bir anda tek sahibi olanlardan. Bir ölünün ardından evi terk eden eşyalardan. İnsanın acziyetini, kendiyle yüzleşmelerini geniş bir perspektiften anlatıyor. Dil işçiliğinde de emeğini sonuna kadar vermekten geri kalmıyor Sevgili Tuba. "Gerçi ölüm yarım bıraktırır. Bu örgü tamamlansaydı eminim başka bir şey yarım kalacaktı. Örgüyü bırakan kadın bir şey söyleyip söylememek arasında bocalıyor. "Değerli eşya harici genelde pek bir şey bırakmayız." Gerçeği bağırıyor hepsi. Bir gün siz de bir şeyi olduğu gibi bırakıp gideceksiniz. Tamamlanmamışı arkanızda bırakarak diğer kadın sözünü bitirmesine izin vermiyor. "İşine bak." Birkaç alıntı "Hani iradesi olsa şöyle eteklerini toplayıp üç dört adım atacak,t kumlara bata çıka denize kavuşup köklerini oraya salacaktı. Fakat insanlar yine gün yüzü göstermez, bu kez Rahat yüzemiyoruz," derlerdi." "Matemli kumru değil, bilirim gülen kumru bunlar; beyaz kanatlı, boğazında siyah kolye taşır. Ekmeğimi yiyip pencereme bakıyor. Dik durmaya gücü olmayan başı ağırlaşmış bir karanfil gibi pencereye dayanıp izliyorum onları." "Mesela diğer çocukların gök Tuba Karatop yüzüyle aralarında kimse olmadığını, salıncakta ayaklarını göğe doğru kaldırdıklarını görecekler." "Babama göstermediği sevinci açmak üzere olan çiçeğe yeni doğum yapan kediye yazın ilk
Edebiyat
Bakılmayan PencereTuba Karatop · Şule Yayınları · 202517 okunma
7/10
·384 syf.··
2026 6. kitabı
·
8 günde okudu
·
Okunma: 31 Mayıs 2026 12:06
SPOİLER İÇERİR!!! Kitap ilgi çekici başlasa da,kitabın ortalarından sonra akış hepimizin televizyon ekranlarından aşina olduğu zengin kız-fakir oğlan dizileri tadında bir pembe diziye dönüyor. Kitap ilerledikçe, olayların nereye evrileceğini, hangi karakterin kiminle nasıl bir bağ kuracağını az çok tahmin etmeye başlıyorsunuz. Açıkçası kurguda beni gerçekten şaşırtmayı başaran tek ters köşe, banka soyguncusunun bir kadın çıkması oldu. Bunun dışındaki tüm o "büyük" gizemler, kitabın sonuna doğru adeta bir aile dizisine dönüşüyor. İcinizi ısıtabilir, tüm karakterlerin iç dünyasına değiniyor ve hepimizin insan olmaktan mütevellit yaşadığımız kaygılara değiniyor ama edebi zevki biraz arka planda kalıyor. Yaşlı Estelle’in aslında o evin sahibi olduğunu, köprüden kurtarılan Nadia’nın Zara'nın psikoloğu kız olduğunu ve dönüp dolaşıp bankacı Zara ile yollarının birleşeceğini sayfalar öncesinden seziyorsunuz. Hatta final sayfasını açarken içinizden şu his geçiyor: "Tamam, şimdi kesin o polis karakter gidip madde bağımlısı ablasıyla olan bağlarını bile toparlar ve herkes mutlu mesut yaşar. Ha bir de kesin Nadia ve Jack sevgili olur." Ben şahsen edebiyatta bu kadar yoğun bir "pembe dizi" tadını çok sevmem. Bu kitap da hızlıca akan o klasik popüler kültür kitapları gibi noktalandı. Kafa dağıtmam lazım diyorsanız okunabilir. Sevenine iyi okumalar dilerim.
Endişeli İnsanlarFredrik Backman · Kairos Kitap · 2024901 okunma
8/10
·208 syf.··
2026 62. kitabı
·
33 saatte okudu
·
Okunma: 06 Haziran 2026 17:01
Gemide Yer Yok susuzluğun ve kıtlığın hüküm sürdüğü, insanların hayatta kalabilmek için silahlandığı belirsiz bir gelecekte geçen etkileyici bir distopya. Ancak kitabın asıl gücü kurduğu dünyadan çok, bu dünyayı bize anlatma biçiminde yatıyor. Roman, evinde yalnız olan bir adamın bir gün yaşlı bir kadını evine almasıyla başlıyor. Başlangıçta masum görünen bu yardım, zamanla adamın hayatını tamamen değiştiren bir sürece dönüşüyor. Yaşlı kadının kızı, torunları, sonrada damadı eve gelmeye başlıyor. Bir süre sonra evin sahibi olan adam, kendi evinde yabancılaşmış, hatta sığınmacı hâline gelmiş gibi hissediyor. Evin kontrolü yavaş yavaş elinden kayarken adamın hissettiklerinin dönüşümüne tanıklık ediyoruz. Kitabı benim için özel kılan şey anlatım tarzıydı. Roman boyunca neredeyse hiç diyalog yok. Diğer karakterlerin ne söylediğini, ne düşündüğünü bilmiyoruz. Olayları yalnızca anlatıcının zihninden takip ediyoruz. Bu yüzden anlatılanların ne kadarının gerçek, ne kadarının anlatıcının yorumları ve varsayımları olduğunu hiçbir zaman tam olarak kestiremiyoruz. Bu belirsizlik romana ayrı bir gerilim katıyor. Yazarın kurduğu distopik atmosfer oldukça başarılı. Dünyanın hangi zamanında ve nerede geçtiğini bilmiyoruz. Ancak kıtlık, güvensizlik ve insanların birbirlerine karşı duyduğu korku her satırda hissediliyor. Bu yönüyle kitap yalnızca bir felaket sonrası hikâyesi değil; insan doğasına, mülkiyet kavramına ve hayatta kalma içgüdüsüne dair bir sorgulama da sunuyor. Kitap boyunca yapılan Nuh'un Gemisi göndermeleri de dikkat çekici. Nuh'un Gemisi normalde kurtuluşun simgesiyken burada "Gemide yer olmaması" fikri öne çıkıyor. Anlatıcı kendi yaşadıklarını değerlendirirken zaman zaman bu metafora başvuruyor. Bir yandan evine aldığı insanları kurtarmaya çalışırken, diğer yandan kendi
Edebiyat
Gemide Yer YokÖmer F. Oyal · Yapı Kredi Yayınları · 2019194 okunma