Puan vermedi·96 syf.··
2026 30. kitabı
·
25 saatte okudu
·
Okunma: 24 Haziran 2026 00:00
İnce kitapları okumayı genellikle sevmem. Hikâye tam içine giremeden bittiği için çoğu zaman aklımda yarım kalır ve bu durum beni rahatsız eder. Ama yıkık dökük bir şato ile başlayıp yıkık dökük bir kadının hayatına uzanan bu kısa hikâyeyi çok sevdim. Sanki bizzat yaşamış bir insanın bir gece bana anlattığı bir öyküyü, ben de yine bir gecede büyük bir merakla dinlemiş gibi hissettim. Kitap boyunca zihnimde sürekli tartışmalar vardı. Bu garip bir aileydi; tuhaf ilişkileri, boğucu atmosferi ve sırlarıyla insanı huzursuz eden bir evdi. Ama hikâyenin asıl kahramanı, sayfalarda çok az yer kaplamasına rağmen Isabelle’di. Isabelle; bir evlat, bir anne ve bir âşık olarak pek çok hata yapmış bir kadındı. Bana göre o kötü bir kadın değil, yanlış seçimler yapmış, özgür olmak istemiş ama bunun bedelini taşımakta zorlanmış trajik bir karakterdi. Onun yalnızca gölgesine âşık olan Lacase’i ise zaman zaman öfkeyle okudum. Çünkü Lacase, Isabelle’i bir insan olarak tanımaktan çok onu idealize etmeyi seçti. Hatta onu gerçekten tanıdıktan sonra, kendi yarattığı hayalin karşısında yetersiz kalışını ve hayal kırıklığını izlemek oldukça çarpıcıydı. André Gide, bu kısa romanda bana bir kez daha insanların çoğu zaman birbirlerini değil, birbirleri hakkında yarattıkları hayalleri sevdiklerini düşündürdü.
IsabelleAndré Gide · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 20251,700 okunma
7/10
·344 syf.··
2026 71. kitabı
·
33 saatte okudu
·
Okunma: 24 Haziran 2026 19:16
Freida McFadden'ın Öğretmen kitabı, bir lisede geçen ve öğretmen-öğrenci ilişkisi etrafında şekillenen gerilimli bir hikâye anlatıyor. Kitap boyunca okulun popüler öğretmenlerinden Nathaniel Bannet ve öğrencisi Addie etrafında gelişen olayları görüyor ve meydana gelen olayların arkasındaki gerçeklerin peşine düşüyoruz. Her bölümde yeni bir detay ortaya çıkarken hikâye giderek daha karmaşık ve merak uyandırıcı bir hâl alıyor. Freida McFadden zaten okumayı sevdiğim yazarlardan biri. Birçok kitabını okudum ve en sevdiğim yanı, okuyucuyu daha ilk sayfalardan hikâyenin içine çekebilmesi. Kitapları genellikle çok akıcı, tempolu ve sürükleyici oluyor. Uzun uzun betimlemeler yerine olay odaklı ilerlediği için elden bırakması zor eserler ortaya çıkıyor. Öğretmen de bu açıdan beklentimi karşıladı. Çok kısa sürede, neredeyse soluksuz şekilde okudum. Gerilim ve ters köşeleri sevenler için tam bir "çıtır çerez" kitap diyebilirim. Buradan sonrası spoiler içerir. Kitabı genel olarak çok beğensem de beni rahatsız eden bir iki nokta oldu. Okurken yazarın bazı gerçekleri okurdan sakladığını hissettim. Özellikle kitabın sonunda ortaya çıkan ve Jay ile ilgili olan büyük sürpriz beni gerçekten şaşırttı. Ancak geriye dönüp baktığımda, bunun doğal bir gizem yaratmaktan çok okuru yanlış yöne yönlendirmek için yapılmış olduğunu düşünüyorum. Ben okurken Jay ile ilgili olayları iki farklı insan üzerinden değerlendiriyordum. Özellikle ayakkabı mağazasında çalışan karakter hakkında evli ve çocuklu biri olduğu yönünde güçlü bir izlenim bırakılıyor. Teknik olarak bu bilgi doğrudan verilmemiş olsa da anlatım biçimi ve kullanılan imalar bizi bilinçli olarak bu sonuca götürüyor. Bu nedenle finalde ortaya çıkan gerçek beni şaşırtsa da, sonradan düşündüğümde bunun biraz "hedef şaşırtmak" adına
Edebiyat
ÖğretmenFreida McFadden · Olimpos Yayınları · 20251,947 okunma
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Puan vermedi·304 syf.··
2026 82. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 24 Haziran 2026 16:14
Gece Yarısı Treni - Matt Haig Wilbur ve Maggie balayı için Viyana'yı seçmiş yeni evli çifttir. Kitapta onlara bir bölüm bakarken elli iki yıl sonrasına gidiyoruz .Wilbur aradan gecen zamanda ölür ve kendini gece yarısı kalkan bir trende zaman yolculuğunda bulur. Gece Yarısı Treni, Matt Haig'in insanın hayat yolculuğuna, pişmanlıklarına ve yeniden başlamanın mümkün olup olmadığına dair sıcacık bir hikâyesi. Wilbur'un çocukluğundan başlayıp yaşlılığına uzanan serüvenini okurken sanki bir insanın tüm hayatına tanıklık ediyoruz. Özellikle Wilbur'un hayata tutunma çabası, kendi yolunu bulması ve sonunda Maggie ile kurduğu sevgi dolu evlilik çok etkileyiciydi. Maggie, Wilbur'un hayatında sadece bir eş değil, aynı zamanda onun en büyük destekçisi ve huzur bulduğu liman oluyor. İkili arasındaki sevgi gösterişli değil; aksine küçük anlarla, sadakatle ve birlikte büyüyen bir bağla okuyucunun kalbine dokunuyor. Kitabın en sevdiğim yanlarından biri de Wilbur'un açtığı küçük kitapçı dükkânının zamanla bir kitapçı zincirine dönüşmesi oldu. Çünkü bu başarı sadece ticari bir kazanç değil, kitaplara ve insanlara duyulan sevginin bir sonucu. Wilbur'un kitaplarla kurduğu bağ, aslında kendi hayatını da yeniden inşa etmesinin bir simgesi gibi. Matt Haig, bu romanda bize hayatın mükemmel olmak zorunda olmadığını, bazen kırık parçaların bile güzel bir hikâye oluşturabileceğini hatırlatıyor. Gece Yarısı Treni, hüzünle umudu, kayıplarla yeni başlangıçları bir araya getiren; insanın içine işleyen, sıcacık ve düşündürücü bir roman. Son sayfayı kapattığınızda Wilbur'un yolculuğundan bir parçayı mutlaka kendi hayatınızda buluyorsunuz.
Gece Yarısı TreniMatt Haig · Domingo Yayınevi · 2026350 okunma
6/10
·96 syf.·
2026 15. kitabı
Merhabalar, Kitaba şimdiye kadar inceleme yazılmamış. Bunu bir haksızlık olarak gördüğüm için hemen kalemi elime aldım. Türk öykücülerinden hikayeler dinlemeyi sevenlerin tercihi olabilecek bir kitap. Bilindik bir yazar değil kendisi, kitap şans eseri elime geçti. Yazarımız Saint-Joseph Lisesinden (dikkat edelim, buraya daha sonra döneceğim) mezun olduktan sonra branş olarak Uluslararası İlişkiler okumuş. İthaki tarafından basılan 2 öykü kitabı var. Bu kitabımız ilk öykü kitabı ve kendisine 2008 Yaşar Nabi Nayır Öykü Ödülü'nü kazandırmış. Kitap ödülün hakkını fazlasıyla veriyor. Uzun yıllardır Türk öykücülüğüne ayrı ilgisi bulunan birisi olarak, yazarımızın ilk kitap için çok iyi bir iş çıkardığını düşünüyorum. Kitapta 6 tane hikaye var: 1-Tünel 2-Önce Anılar ve Çocuklar 3-Uzaktaki Işıklar 4-Rüyalarının Kızı 5-Şeffaf 6-Sula Bu öykülerin hiçbiri aydınlık öykülerden değil. Ama böyle dediysem sanmayın ki sömürü ve ajitasyonla çok satsın diye sündürülen karanlık öyküleri kastediyorum. Tam aksine, karanlığı, olduğu haliyle, eksiltmeden, çoğaltmadan harika bir sadelik, doğallık ile ve tam bir erkek gözüyle, erkek penceresinden yazmış. Kitapta beni en çok etkileyen bu oldu sanırım. Abartı olan hiçbir şey yok. Ama o sadelikle yeri geldiğinde içinizi deşmeyi, yeri geldiğinde sizi merakta bırakmayı, kafanıza yeni sorular sokmayı büyük bir olağanlıkla başarıyor. Erkek gözüyle bakma kısmında da şöyle diyebilirim ki bırakabildiği kadarıyla bırakmış egosunu bir köşeye, en anladığı duyguları ve düşünceleri, en anladığı şekilde, olduğu haliyle anlatmaya çalışmış. Birçok erkek yazarda gördüğümüz erkek egosu kokan ve "erkek güçlüdür, yıkılmaz, bir yolunu bulur, yıkılsa da doğrulur ve kalkar" fikrini destekleyen yanlı yazıma bu kitapta hiç rastlamadım. Bir daha tekrarlayacağım ki bu
Rüyalarının KızıBurak Evren · İthaki Yayınları · 202315 okunma
8/10
·536 syf.··
Beğendi
·
2026 47. kitabı
1927 yılında Avustralya’da yaşayan Zara Dickins, modaya büyük ilgi duyan, hayalleri ve hedefleri olan genç bir kadındır. Katıldığı bir davette geleceğin önemli siyasetçilerinden biri olacak Harry Holt ile tanışır. Aralarında başlayan ilişki yıllar boyunca inişli çıkışlı bir şekilde devam ederken Zara da kendi hayatını kurmaya ve hayallerinin peşinden gitmeye çalışır. Harry ile yaşadığı gelgitler onu farklı kararlar almaya iter. Bu süreçte yolu Hindistan’da askerlik yapan James ile kesişir ve onunla evlenir. Ancak Zara’nın hikâyesi yalnızca aşk ve evlilikten ibaret değil. Kitap boyunca kendi ayakları üzerinde durmaya çalışan, hayalleri uğruna mücadele eden, zaman zaman yanlış kararlar veren ama her şeye rağmen yoluna devam eden bir kadının yaşamını okuyoruz. Zara’nın moda dünyasında kendine yer edinme çabası, farklı ülkelerde geçen yaşamı ve karşılaştığı zorluklar doğrultusunda iyi veya kötü verdiği kararların hayatını ne denli etkiliyor onu görüyoruz. Zara, kitap boyunca beni arada bırakan karakterlerden biri oldu. Bir yandan güçlü duruşu, azmi ve hayalleri uğruna verdiği mücadeleyle takdir ettiğim bir karakterdi. Yaşadığı dönemin şartlarına rağmen kendi ayakları üzerinde durmaya çalışması ve moda dünyasında kendine yer edinmek için verdiği emek hoşuma gitti. Ancak diğer yandan özel hayatıyla ilgili verdiği bazı kararları doğru bulmadım. Evli olmasına rağmen yaptığı seçimler ve kalbinde başka biri varken farklı ilişkilerin içinde olması zaman zaman karakteri sorgulamama neden oldu. Bu yüzden Zara’yı okurken kimi zaman ona hak verdim, kimi zaman da ona kızdım. Kimberley Freeman’ın kalemini zaten çok seviyorum. Şu ana kadar yayımlanan tüm kitaplarını okudum ve bu kitabını da büyük bir keyifle okudum. Yazarın karakterlerin duygularını ve dönemin atmosferini okura
Bir Kadının Saklı MevsimiKimberley Freeman · Arkadya Yayınları · 2025157 okunma
6/10
·408 syf.··
2026 36. kitabı
·
9 günde okudu
·
Okunma: 24 Haziran 2026 12:22
Hikaye, çocukluktan beri arkadaş olan, hayata bakışları ve karakterleri tamamen zıt üç yakın dostun (Kenan, Selim ve Nihat) etrafında döner. Kenan, zengin, entelektüel, hayatı hafife alan, her şeyi deneyimlemek isteyen bir adamdır. Romanın fitilini ateşleyen de onun bu can sıkıntısı ve ölümsüzlük arayışıdır. Selim, Kenan’ın tam zıttıdır. Evli, düzenli bir hayatı olan, daha korkak ve garantici bir yapıya sahiptir. Fotoğrafçılık yapmaktadır. Nihat, grubun daha sakin, kendi halinde olan üyesidir. Kenan, Beyoğlu’nda yaşanan ölümleri, cinayetleri fotoğraflayarak bir nevi ölümsüzlüğü yakalama fikrini ortaya atar. Selim’i de peşinden sürükler. Başta masum ve biraz sapkın bir fotoğrafçılık projesi gibi başlayan bu iş, Beyoğlu’nun arka sokaklarındaki yasa dışı işler ve gizemli karakterlerle kesiştiğinde kontrolden çıkar. İşin içine cinayetler, eski sırlar ve Beyoğlu’nun o karanlık yüzü girdikçe hikaye bir hayatta kalma mücadelesine ve psikolojik bir savaşa dönüşür. SPOILER Ahmet Ümit’in kitaba serpiştirdiği o psikolojik ipuçlarını, Selim’in içsel çatışmalarını, bastırılmış öfkesini ve o tekinsiz anlatıcı dilini biraz hızlı yakaladığım için sonlara doğru açıkçası tat vermedi. İstanbul Hatırası'na göre daha hafif kalmış bir kitaptı. İstanbul Hatırası, sadece bir polisiye değil; Bizans’tan Osmanlı’ya, oradan cumhuriyete uzanan muazzam bir İstanbul ansiklopedisi gibiydi. Şehrin tarihiyle cinayetlerin işleniş biçimi öyle kusursuz harmanlanmıştı ki, her cinayet insanı şehrin geçmişine götürüyordu. Beyoğlu Rapsodisi ise çok daha dar bir alana sıkışıp kalıyor. İstanbul Hatırası’ndaki kurgu o kadar katmanlı ve zekiceydi ki, orada katili tahmin etmek Beyoğlu Rapsodisi’ne kıyasla çok daha zordu. Oradaki edebi tat ve edebi işçilik kesinlikle Ahmet Ümit’in zirve noktalarından
1000Kitap
Beyoğlu RapsodisiAhmet Ümit · Everest Yayınları · 201632,9bin okunma