Babamın Kokusu, sevginin bazen fedakârlıkla, bazen suskunlukla, bazen de özlemle ifade edildiğini gösteren; aile bağları, güven ve geçmişin izleri üzerine dokunaklı bir roman. Okumayı bitirdiğimde geriye uzun süre aklımda kalan duygular kaldı.
“Bazı hikâyeler bittiğinde unutulmaz; çünkü onların kokusu sayfalarda değil, kalpte kalır.” Bu kitapta en çok hoşuma giden şey, olayların hem babanın hem de kızın gözünden anlatılması oldu. Aynı olaylara iki farklı pencereden bakmak, karakterlerin yaşadıklarını ve hissettiklerini daha iyi anlamamı sağladı.
Bir yanda kızı için her şeyi göze alan, onu korumak adına büyük fedakârlıklar yapan bir baba; diğer yanda ise babasının hikâyesinin tamamını hiçbir zaman öğrenememiş, bu yüzden içinde hem büyük bir özlem hem de zaman zaman öfke taşıyan bir kız var. Bu duygular kitabın her sayfasında hissediliyor.
Kitap sadece bir baba-kız hikâyesi değil; aynı zamanda güven duygusunu da sorgulatan bir anlatı. Saklanan gerçekler, yarım kalan cevaplar ve geçmişin gölgesinde şekillenen ilişkiler, karakterlerin birbirlerine olan güvenini zaman zaman sınava tabi tutuyor.
Yazar, kokular ve anılar üzerinden geçmişle bugün arasında güçlü bir bağ kurmuş. Okurken bazen hüzünlendim, bazen karakterlere kızdım, bazen de onların yerinde olsam ne yapardım diye düşündüm.