Türkiye'de önümüzdeki günlerde II.Dünya Savaşı ve sözde Yahudi soykırımı ile ilgili yayınlar yoğunlaşacak. 2000 yılından beri yoğunlaşıyor da. Bu beklenti ışığında bu kitabın nitelikli bir dezenformasyon işlevi gördüğünü söyleyebiliriz. Nasıl, açıklayayım.
Kitap, Yahudilerin Almanya'dan çıkarılmasıyla başlıyor. Neden çıkarıldıkları ile hiç ilgilenmiyor yazar. Bu bir. Hemen ardından Siyon Protokolleri'nin Rus Çarı'nın uydurması olduğu varsayımıyla Türkiye'de Siyon Protokolleri'nin yayınlanmasını engelleme girişimlerine söz geliyor. Uydurma olduğu varsayımı hiç bir irdelemeye, bilimsel çözümlemeye tabi tutulmuyor. Bu iki. Hiç bir bilimsel kanıt veya referans sunma gereği duymadan Yahudilere soykırım uygulandığı iddiası, üzerinde tartışma olmayan bir gerçekmiş gibi sunuluyor. Tek dayanak soykırımın popüler kültürde "tanınmış" olması. Bu da üç. Kitabın kalanı olaylar örgüsünün ortasındaki bu üç büyük kara delik görmezden gelinerek gelişiyor. Yazar bu kara deliklerin üzerinden susarak atlarken, aslında Yahudilerin Almanya'dan durup dururken kovulduğunu, Türkiye'de aynı yıllarda Yahudi karşıtı yayınların durup dururken başladığını söylemiş oluyor. Tıpkı Taner Akçam'ın veya Ayşe Hür'ün Ermenilerin durup dururken sürüldüğünü iddia ettiği gibi. Tıpkı son on, on beş yılda tespih gibi dizilivermiş kitapların Dersim'in durup dururken bombalandığını iddia ettiği gibi. Zaten bu dünyada her eylem durup dururken olmakta, öyle değil mi? Nedenini, öncesini sorgulamak boşunadır. Bilimsel tarihçilik budur (!). Siyon Protokolleri'nin içeriğini incelemeye, gerçekleşen olaylarla rastlantı olamayacak benzerliğini gözler önüne sermeye de gerek yoktur... Şöyle bildik bir itiraz gelir: "Yahudi sürgünü öncesinde gerçekleşen olaylar bu kitabın konusu değil." İşte bu, sık rastladığımız bir