"Ey nefsim sus"
Puan vermedi·256 syf.··
2026 6. kitabı
·
20 günde okudu
·
Okunma: 11 Mayıs 2026 17:19
Kitap Mahmut Hüdayi hz hayatını anlatıyor. Beni inanılmaz derecede etkiledi her sayfasında kendimi, nefsimi hesaba çekmeme vesile oldu. Mahmut Hüdayi hz lerinin hocasına olan muhabbetine sevgisine hayran olmamak elde değil. Bir insan bu kadar zirvedeyken her şeyi bir anda bırakabilirmiydi gerçekten. Her şeyden vazgeçebilirmiydi, bir kadı iken hocasının bir sözüyle ciğer satıcısı olabilirmiydi. Peki ya nefsimiz, nefsimizi ne kadar tanıyoruz onun bize fısıldadığı her şeyi neden bir emir gibi algılayıp yerine getiriyoruz hemen. Bu kitapta inanmakta zorlandığım iki kısım var. Biri Hüdayi hz lerinin nefsini terbiye etmek adına sakalıyla tuvaleti temizlemesiydi bu bana çok uç bi nokta gibi geldi çünkü "sakal" dinimizde sünnet dir yani dolayısıyla kutsaldır bu konuda biraz eleştiri olabilir yazara. İkinci olarak ta; Her gün üst üste tutulan orucun iftarında yine nefsini terbiye etmek için sadece elmayı koklaması buda bana biraz abartı gibi geldi yani daha doğrusu inanmakta zorlandım diyelim sonuç olarak ben çok sevdim severek okudum. Okumayı düşünen ve isteyenlere tavsiye ve önerimdir. Allah'a emanet olun selâmetle kalın efendim
Ene 'Sus Ey Nefsim'Fatih Duman · Nesil Yayınları · 20228,5bin okunma
Puan vermedi·160 syf.··
2026 16. kitabı
“İnsan insana söz ile yakın. İnsan insana göz ile yakın. Göz göze değmez olduğunda, söz de söze değmez oluyor.” Gündelik Hayatın Sahnesi – Fatma Barbarosoğlu Selamlar Bugün, ismi gibi gündelik hayatın içinden… Sade ama düşündüren, akıcı ama yer yer insanın içini yoklayan bir kitapla geldim Kitaptan aldığım notlar, aslında biraz da kendime sorduğum sorular oldu. “Biz hepimiz Âdem’in kanı dökülen ve kan döken çocuklarıyız.” Irak’ta, Yemen’de, Filistin’de dökülen kanlar… Kanı döken de biziz, dökülen de biz. Nasıl bu hâle geldik ey Âdemoğlu? Nasıl bu kadar canavarlaşabiliyoruz? Dünya her gün yıkılıyor; belki de her gün yeniden kurtulmak için… İnsanlara olan güvenimizi ne zaman kaybettik? Nerede yitirdik? Bir komşumuza bile çocuğumuzu emanet edemez olduk. Hep zor hayatlardan şikâyet ederken bugünümüze şükretmeyi ne zaman unuttuk? Bir teşekkürü bile esirgeyen, nezaketi lüks sanan bir kibir çağında yaşıyoruz sanki. Çocukluğumuzdan kalan o cümleler nerede şimdi? “Ne çok kaldım…” Bir kahveye gelen komşuyla edilen sohbetlerde zaman akıp giderdi. İnsan insanın gamını alırdı. Şimdi ise “zamanımı aldı” diyoruz. Belki de kimse zamanımızı almıyor; biz birlikte olmayı bereketsizleştiriyoruz. Birlikte oturmayı, vakte bereket katmayı, misafir ağırlamayı, “daha nasılsınız?” demeyi ne zaman unuttuk? Ve görmezden geldiklerimiz… Neden bazı insanlar görünmez oluyor? Savaşları, açlıkları, kıtlıkları görmezden gelip hayatlarımıza ne de kolay devam ediyoruz. Başkalarının hayatlarına imreniyoruz bazen. Ama onların hiç mi derdi yok? Hiç mi ıstırap yaşamıyorlar? “Evin var da derdin mi yok?” sözü boşuna mı söylenmiş?
Gündelik Hayatın SahnesiFatma Barbarosoğlu · Profil Kitap · 20267 okunma
“Kötü bir anıyı unutmanın en iyi yolu güzel bir tanesiyle değişmektir.”
7/10
·454 syf.··
Beğendi
·
2026 22. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 18 Şubat 2026 22:59
Merhaba arkadaşlar. Cümleten hayırlı geceler ve şimdiden iyi bir ramazan ayı diliyorum hepimize. Michio Kaku anlatımıyla geleceğe bir bakış, bir tahmin (2011’de yazıldığı için gerçekleşenlere de bakacağız) ve gelecek hayali kurduğumuz evrene ait bir eser okuyacağız. 9 bölüme ayrılan kitapta işlenen konular ise Bilgisayar, Yapay Zeka, Tıp, Nanoteknoloji, Enerji, Uzayda Yolculuk, Sermaye, İnsanlığın Geleceği ve son olarak da 2100’deki Yaşamdan Bir Gün olarak ayrılmış. Eserin yazılma aşamasından öğrendiğimiz kadarıyla, hayatında 2 olay bu eser için bir dönüm noktası teşkil ediyor Kaku’da. Birisi önceki kitabı da kendisine ayırdığı Einstein ve çocukken haber aldığı onun ölümü üzerine yaşananların etkisinde kalması diğeri ise Flash Gordon dizisi ve oradaki bilim kurgunun kendini oldukça fazla etkilemesi. Geleceğin bu ışıltılı dünyası, yazarın da epey merakını o zamandan cezbetmiş. -Dipnot olarak bazı efsane kült dizilerin geldiği hali görmekten utanıyorum. Yayın hayatına 23 Kasım 1963’de başlayan, 60 yılı geride bırakan Tardis’i, Dalekler’i, Ağlayan Melekleriyle gönlümüzde taht kuran Doctor Who dizisinden bahsediyorum. Ncuti Gatwa adında bir eşcinseli getirdiler, etek giydirdiler, başka bir erkekle öpüştürdüler ve koskoca bir dizinin sonunu hüsrana uğrattılar. Neymiş efendim, modern dünya düzeniymiş. Oturup en başından ailemle seyretmekten sıkılmayacağım nadir dizilerin başında geliyordu. Şimdi artık bir bölüm açacağım zaman temkinle yaklaşıyorum ne çıkacak diye. Sizin modern dünya algınız da düzeniniz de batsın. Bu modernlikse ben mağaramda mutlu hayatıma devam ediyorum. “Bilgisayarın Geleceği” bölümüne baktığımızda bizler bilgisayarın gelişimini, bizi nelerin beklediğini düşünüyoruz. Bilim hakkında yani gelecek hakkında net bir durum belirtmenin oldukça iddialı
Geleceğin FiziğiMichio Kaku · Odtü Geliştirme Vakfı Yayıncılık ve İletişim A.Ş. · 2016818 okunma
Puan vermedi·176 syf.··
Beğendi
·
2026 1. kitabı
Mîde etrafında şekillenen hayatlar, zulümde sınır tanımaz. Ne Hakk'ın buyruğuna, ne de mazlumun çağrısına kulak verir. Yer, içer, eğlenir, dünyâyı zevk-ü sefâdan ibaret görür. Ölüm, Ahiret, Hesap, Mizan keyiflerini kaçırır. Bu yüzden hesâbı çağrıştıran kelimelere karşı nefretleri vardır. Orucu midenle olduğu gibi kalbinle de tut! Bir an gözün harama kayarsa bir ömür ızdırab duy! Emirde de, nehiyde de o derece samimidir ki, bu yolda canını vermekten imtina etmez. “Eğer bu nefis Allah’a isyan edecekse, bu bedene bu ruhu taşımak haramdır.” der, Hakk’a kurban olur. “Ey gençler topluluğu! İçinizden kim evlenmeye güç yetiriyorsa evlensin. Çünkü gözü haramdan en iyi koruyan, ırzı da en iyi muhafaza eden budur. Kim de evlenmeye güç yetiremezse oruç tutsun. Zira oruç onun için bir korunmadır.” Selef-i Sâlihîn namazda darılmaz, yorulmaz, "Bitse de dışarı çıksak..." demezdi. Bilakis, "Rabbimizin Kelâmı'na, O'nun âyetlerine muhatap oluyoruz" diye sevinirdi. Kur’ân-ı Kerîm’i okumak ibadettir. Eğer bu ibadeti edâ ederken daralıyor, yoruluyorsak, kendimize “Bu hâl nicedir?” diye sormalıyız.Bir tarafta Kur’ân okurken uykuları kaçanlar, sabahlara kadar gözlerine uyku girmeyenler; diğer tarafta ise Kur’ân-ı Kerîm’i eline alınca esnemeye başlayan modern çağın insanları... Ne kadar cazip teklifler alsa da "Faizli işlemlere devam ederseniz, Allah'a ﷻ ve Rasûlü'ne ﷺ karşı savaş açtığınızı bilin." 105 âyetini okur, sarsılır, "Seninle savaşmaktan sana sığınırım yâ Rabbi!" der. "Medine'ye yerleşmesinden vefatına kadar geçen zaman içerisinde Peygamber'in ailesi üç gün peş peşe buğday ekmeğiyle karnını doyuramadı.”¹⁰⁹ Yani Hz. Âişe (r.anha) "Hicaz'a adalet dağıtan, fukarayı doyuran Peygamber'in böyle bir evi vardı." diyor. Çünkü onlar Allah Rasûlü'ne (sav) nostalji olsun diye değil,
Bir Mekteptir Oruçİhsan Şenocak · Hüküm Kitap · 20191,192 okunma
Puan vermedi·160 syf.··
2026 4. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 18 Ocak 2026 09:20
𝔐𝔬𝔩𝔩𝔞 ℭâ𝔪î 𝑺𝒖𝒇𝒊𝒍𝒆𝒓𝒆 𝑨𝒓𝒎𝒂ğ𝒂𝒏 -Tenine riyazet yolunu aç, bedeninden kısıp ruhunu güçlendir. -Gonca misali dudağını kapa, gül gibi herkesin yüzüne bilip bilmeden gülme. -Sen pamuk olsan onlar ateş kesilir, sen baş etsen onlar diklenirler. -Binecek seven yoksa da devenin ayak izinde yayan olarak yola çık. -Gözünü buckelması gereken şeylere kapağı işitmemen gereken şeylere kulağını tıka. -Aklını başına al da cevherinin kıymetini bil, kendi öz altının sarrafı ol. -Bu beşikte canlı cansız her ne varsa yokluk uykusundandır. -Ey efendim şu yoksulluğuma, acziyet ve düşkünlüğüme bir nazar kıl! Molla Câmî kaleminden çıkan “Sufilere Armağan” kitabı ile geldim. Molla Câmî okumak cesaret ister. Bazı cümlelerin derinliğinde kaybolabilirsiniz. Kitabımız besmelenin fazileti ile başlangıç yapmış. Ve nefsini terbiye etmek isteyenlere şiirsel cümleler ile çok güzel öğütlerde bulunmuş. Tasavvuf ilmîne ilgisi olanların gönlüne merhem olacak bir eser.
Sufilere ArmağanMolla Câmî · Sufi Kitap Yayınları · 202564 okunma
Puan vermedi·280 syf.··
Beğendi
·
2022 32. kitabı
Adı Bilâl’di. Künyesi, Ebu Abdullah. Ribâh’tan olma, Hamâme’den doğma Bilâl! Aslı Habeşî Bilâl! Mekke’de doğan Bilâl... Uzun boylu, ince ve koyu esmer Bilâl... Teslimiyet abidesiydi O,siyah elmastı,kara inciydi! Cehalet ki insanlığı acımasızca kuşatan ateş denizindeki alev! ​Cehalet ki sevgiyi ve merhameti öldüren amansız bir katil! ​Cehalet ki beyinleri kötülükle yoğuran bir kurt! ​Ahlâksızlıkla beslenen akreplerin halkın arasında zamanın kıskacına sızışının vaktiydi. Kıvrılmıştı insanlığın içine içkiyle sulanan, fuhuşla güneşlenen, kumarla beslenen bir yılan... Kâinat tanıyordu Rabbini. Ya insanlar? Onlar duymuyordu çiçeklerin, yaprakların, kuşların, böceklerin, bülbüllerin, güllerin, rüzgârın, yağmurun ve bütün yaratılmışların zikrini… Volkan gibiydiler; ha patladı ha patlayacak! Sevgi, tavşan ürkekliğiyle sinmişti gözlerine. Masum göz bebeklerinde sebebi belirsiz hüzün bulutları vardı Bilâl’in. O sevilmeye alışık değildi, şaşkın ama mutluydu. Ebu Bekir ile aralarında sevgiye dayalı sıcacık bir dostluk kurulmuştu. İman deryasında dalgalandı yürekleri. Söz oldu, dua oldu, can oldu, his oldular. Tek yumruk, tek bilek, tek kuvvet oldular. Kaçmadılar, kovmadılar, sakınmadılar. Tüm yarım olanlara inat tam oldular. Aynı şeyleri hissettiler, aynı rüzgârlarda savruldular. Aynı ateşte kavruldular. Aşk ile bağlılık; Adanmaktır sevdiğine! Teslim etmektir benliğini; Canını vermek istediğine... Gönlünü çepeçevre saran iman nuru, Bilâl için hadsiz bir cesaret kaynağı oluvermişti. Öyle ki, bir köle iken, efendisini ve müşriklerin her türlü baskı, işkence ve eziyetlerini göze alarak Müslümanlığını açıkça ilan etmekten çekinmiyordu. ​"Bana bu mukaddes dini bıraktırmak için beni parça parça etsen, bin canım olsa da her gün birini alsan vallahi ben bu dini terk etmem! Ben bu
Siyah ElmasSergül Vural · Paradoks Kitap · 201488 okunma