Hatırat
uyandı saçındaki bahçeyi ağır ağır budadı pençeleriyle arandı bir vakit üfledi sonra kaçınca gözlerine dünya babil’in asma bahçelerini içirmişti perdeye... perdeye, masaya, koltuğa geceden kalma gül yapraklarıydı soyunduğu bütün bahçıvandı tenine giydikleri uzandı sonra, uzun bir yorgunluğu dinlendi bir şeyleri durmaksızın o şeyleri üzmeksizin her şeyleri bıkmaksızın düzeltmeye yarayan elleriyle çarşafı, yastığı, yorganı yüzümün kraterlerini, sakallarımı, saçlarımı ve tüm kırışlarımı ütüledi durdu “ey uzak ufkun yolcusu...” diyen bir kara kutuydu zaman; “yakışır sana gitmek” o gün bu gündür yüzüm aynalardan ellerim yüzümden alacaklı koltukta uyandığım her sabah
Şiir
Vakit Yatsı. Gün çoktan öldü. Güneş ışıklarını topladı. Gece hükmediyor âleme. Güneşin saltanatı bitti. Işıklar tükendi ufuklarda. Renkler ellerini çekti eşyadan. Gül soldu, gün soldu. Umutlar yerden göğe çevrildi. Göğe yöneldi gözler.
Sayfa 120 - Timaş Yayınları·Kitabı okudu
Reklam
Burnuna değen su, cennetin kokusunu hatırlatsın sana. Burnuna çektiğin su, gülleri gül eyleyen Muhammed'in (s.a.v) gül kokusuna yanaştırsın seni.
Sayfa 37 - Timaş Yayınları·Kitabı okudu
Ey Ley’Lâ…
Ey Ley’Lâ… Ey bir yıldırım gibi Elest'te bakışlarıma düşen Ley’Lâ...
Şiir
Sar beni, üşüyorum... (Öykü)
Eskiden çok seviyordum o şiiri. Şimdi daha çok seviyorum. Vallahi üstümü başımı yırtacağım, avazım çıktığı kadar bağıracam. Bağırmak istiyorum çünkü. Öyle normal bağırmak değil. Mahalleye anons
Reklam
Reklam