Uzun müddet hareket ve faaliyetten kalan uzuvlar gibi kalbi de, bazı nev'i hisleri de uzun bir atalet neticesinde uyuşturmak, söndürüp körleştirmek mümkündür. Görme kabiliyetini kaybetmiş bir göz, kurumuş bir parmak, söndürülmüş bir hasta ciğer nasıl yaşayan ve duyan uzuvların konseri içinde bir ölü gibi atıl ve hissiz yaşarsa söndürülmüş bir arzu da öylece kalbin bir köşesinde kuruyup kalır.
Yalnızlıktan doğan ıstırablar en ziyade acınmaya layık olanlardır. Çünkü hiçbir merhametin tesellisi onlara erişemez. İnsanlar ıstırabın yalnız bir nevini anlıyorlar : Kendi çektikleri ıstırab.
Kendi derdim için “en korkuncu” dedim. Çünkü başkalarının şikayetini işitemediğimiz için kendi ıstırabımızı daima her ıstırabın fevkinde görürüz ki bu da ruhlar arasındaki “ebedi ayrılık”ın bir başka neticesidir.