Heeeelllloooooo size severek okuduğum bir kitabın incelemesiyle geldim. Kitabın konusundan, konunun işleyişinden çok keyif aldım. Ama kitabı okurken beni çok yoran bir şey vardı. Çeviriden kaynaklı çok fazla anlam bozukluğu vardı. Ve yazım yanlışları da oldukça fazlaydı bu durum okurken beni çok yordu zaman zaman tadım kaçtı. Yer yer ama bu olay çok hızlı gelişti çok çabuk kapandı bu konu dediğim olaylar oldu. Oralarda biraz daha yavaş ilerlemesini isterdim. Kitaba başladığımda, hikayenin gerçek karakterlerden olduğunu bilmiyordum kurgu sanıyordum ve kitap bittikten sonra öğrendiğimde bu durum çok çok hoşuma gitti. Yazarın karakterler üzerinden uyarladığı lanet beni çok etkiledi. Yazarın diğer kitaplarını da en kısa sürede okuyacağım.
Kır ZincirleriniMonica McCarty
Hepimizin bildiği gibi Stefan Zweig, ince kitaplarıyla okurlarına çeşitli duygular yaşatan ve çok güzel mesajlar veren bir yazar. Lyon'da Düğün isimli kitabı da 3 farklı kısa hikayeden oluşuyor. Ben ilk ve kitaba adını veren hikayeyi inceleyeceğim.
13 sayfadan oluşan bu kısa hikaye Fransız Devrimi sırasında yaşanan zulümlerin arasında önce birbirini kaybetmiş sonrasında ölümün eşiğindeyken birbirini bulmuş nişanlı bir çifti konu ediniyor.
Hikayenin başında zulümlerin detayıyla bir hüzün, sonrasında genç çiftin kavuşmasıyla buruk bir mutluluk ve tutku en sonunda da hayatın acımasız gerçeğiyle karşılaşıyoruz.
Zweig yine kendi edebi dünyasında gerçekleri yüzümüze vurarak keskin bir yakalamış. Her duyguyu kısacık hikayede çok güzel işlemiş. Sanırım en sevdiğim kitaplarından birisi oldu. Kesinlikle okuyun. Lyon'da DüğünStefan Zweig
Kitabın tanıtımından yola çıkarak romantik bir aşk hikayesi okuyacağımı düşünmüştüm başta şimdi fark ediyorum ki bu bir aşk hikayesi değil arkadaşlık hikayesiydi. Sorunlu bir arkadaşlık ilişkisi olan iki genç kadının hikayesi.
Bella çok güzel bir dosttu hiç kuşkusuz ama Dannie bu konuda sınıfta kaldı maalesef. Spoiler vermeden yorumlamak istiyorum. Okuyacak olanlara da tavsiyem spoiler içeren tek bir cümle okumadan başlamalarıdır kitaba çünkü bazı ters köşeler var ve o duyguyu yaşamalısınız kesinlikle.
Kitapla ilgili bazı sevdiğim ve sevmediğim özellikler var. İlk 200 sayfa bazı gereksiz detaylarla çok ağır işlenmiş bir şekilde ilerliyor, bu benim sevmediğim bir yönü oldu. Aslında kitabın asıl konusunu, asıl hikayeyi bittikten sonra anladığınız için ilk 200 sayfa sanki hikaye dışıymış gibi hissettiriyor sorun bu. Kitapta karakterler markalarla yansıtılmıştı, bu sevmediğim bir diğer yönü oldu. Karakterleri giydiği kıyafetin markasıyla değil karakterik özellikleriyle okumak isterdim. Kitap bazı duygular yönünde sınıfta kalmış maalesef. Sevdiğim yönü ise ters köşeleri... ters köşeleri okurken inanılmaz keyif veriyor insana. Sonunun havada kaldığını düşünen bazı insanlar var ancak varsayım cümleleriyle olsa da sonunda ne olduğunu, hikayenin nasıl devam ettiğini anlayabiliyoruz.
Bazı kitaplar tümden bir gizemdir. Okursunuz büyük bir gizemi çözmek için adım adım bambaşka duygular yaşarsınız. Ve bittiğinde gizem çözülmüştür. Kitap ağzınızda çok farklı, hoş bir tat bırakmıştır. Ama artık yeri raftır ve bir daha okuyamazsınız. İşte tam da öyle bir kitap. Bir kadeh şaraptı biraz nahoş biraz hoş bir tat bıraktı. İçtim ve bitti. Tekrarı yok.
Beş Yıl SonraRebecca Serle
Genç bir kadının, kendini bildi bileli platonik olarak sevdiği tek adama yazdığı mektubu konu alan bir kitap. Mektubu okurken her sayfa başka bir duygu yaşatıyor. Hüzün, şaşkınlık, mutluluk... Her bir sayfayı çevirirken yeni bir beklenti doğuyor insanın içinde. Stefan Zweig şüphesiz en iyi yazarlardan biridir. Bu kısa eseri de herkes mutlaka okumalı. Masanızdan beyaz güller eksik olmasın :)
Stefan ZweigBilinmeyen Bir Kadının Mektubu