Şu Eylüller her zaman intihara sürükletir Her 25'i hüzün dolu yüzüme güler siluetin... ~25 Eylül~
Müzik
Saygı ve dualarla teşekkürler
Şeffaf Muamma Şeffaf Muamma İnsanın geçmişe dair bu korkunç özlem duygusunu aşabilmesi mümkün mü acaba? Niye var bu duygu ve niçin elimizden hiçbir şey gelmiyor? Zehir gibi bir iç sızısından, boğazda bir yumruk gibi tıkanmadan öteye geçemiyoruz ne yazık ki... Uzun uzun anlatmadan bu duyguyu yaşayanlarla paylaşmak istiyor insan. Ah, okumaya başlamadan önce Çiçeklere su vermek lazımdır. -Melih Cevdet Anday Edebiyat İçimde lise son sınıfın son cumasının ince kederi var. -Mükremin Çıtır Gitti kesret geldi vahdet oldu halvet dost ile.Hep Hakk oldu cümle âlem şehr u pâzâr kalmadı... -Niyâzî-i Mısrî İstemek zillettir. Şimdi aramıza duvar örsen Yine kalkıp senin sevdiğin renge boyarım. -Didem Madak Zamanda yolculuk Zamanda yolculuk
1000Kitap
Reklam
Çektiklerimiz ektiklerimizdir Kendindendir çektiklerin, Gölgeden değil. Ne yaptın da sana dönüşünü görmedin ? Ne ektin de ektiğini biçmedin ? Eylemlerin ruhundan ve bedeninden doğar , Sonra da çocuğun gibi gelip eteğinden tutar . Mevlana Hiç Yoktan İyidir Murat Kaplan EYLÜL EYLÜL Celaleddin emmi konya halkının değerli eşraf ve zanaatkârlarındandı elinden Mevlananın mesnevi kitabını düşürmezdi hatta ilk kızına Mevlanaya saygısından öturü mesnevi ismini vermişti mesnevi şimdi 30 yaşındaydı ve baba Celalledin eşi esma hatuna bakar bakar doyamazdı hatta o güzel hatunun yüzüne baktıkça dalgınlığa kapılır yusuf yüzlülere bakanın nasibi zaten bu değilmiydi ya elini kesmek yada sevdiğinin ismini bir hançer ile yüreğine işlemek celaleddin bey dedi o gül yüzlü esma hatun çektiklerimiz kendi elimizle yaptıklarımızdan dolayıdır ne yaparsak mutlaka bize dönecektir dedi İslam tevhid dini ve müjdeli bir bahar olsada Celaleddin emmi daha islamla tanışmadan önce sevgiye teslim etmemişti kendini dibini görmediği sularda boğulmadan yüzmeye çalışıyordu Ne yaptı biliyormusunuz hanımı gebe iken bir bahçeye izinsiz girdi sonunu bilmeden bahçe sahibinden izin almadan sevgiye ermeden güller derdi eee bahçe sahibi izin verirmi Celaleddin emminin bastığı dal kırılınca kendisini bir hastaneye kaldırdılar islam dini tevhid dini idi sükut edeni depremler düşüşler ile ikaz ediyordu Celaleddin beyde uyarılmış ikaz edilmiş esma hatunun çektiklerin ektiklerindir sözündeki hikmeti anlamıştı Nimet kıymetini bilmekle güzelleşir Şu lafı duyduğumdan beri iyi değilim🤦 Sevilen kız güzelleşir,sevilmeyen kız komikleşir Kendineaitbiri7 Kendineaitbiri7 Muhsin dayı etkileyici kıraat ve üslubu ile Kuraan okuduğu vakit Kuraana hayran bırakırdı inanmayanlar dahi hafız Muhsin dayının sesi ile Kuraana
Edebiyat
NECİP FAZIL BUGÜN ÖLDÜ
O ve Ben adlı otobiyografisinde kaydettiğine göre 25 Mayıs 1905’te İstanbul Çemberlitaş’ta cinayet mahkemesi reisliğinden emekli büyük babası Mehmed Hilmi Efendi’nin konağında doğdu. Babası Mekteb-i Hukuk mezunu ve bazı memuriyetlerde bulunmuş Abdülbâki Fâzıl Bey, annesi Mediha Hanım’dır. Baba tarafından Maraşlı olan Kısakürekoğulları ailesinin kökü Dulkadıroğulları’na dayanmaktadır. Asıl adı Ahmed Necip olan Necip Fazıl okuma yazmayı büyük babasından öğrendi. Çeşitli okullarda kesintili ve düzensiz bir öğrenim hayatı geçirdi. Önce Gedikpaşa’da bir Fransız, sonra aynı yerde bir Amerikan mektebinde, Büyükdere Emin Efendi mahalle mektebinde, Büyük Reşid Paşa Numune, Vaniköy Rehber-i İttihad mekteplerinde okuduktan sonra Heybeliada Numune Mektebi’nden mezun oldu. Aynı yıl Heybeliada Bahriye Mektebi’ne kaydoldu. Burada da beş yıl okudu, ancak diploma alamadan ayrıldı. 1921’de İstanbul Dârülfünunu Felsefe Şubesi’ne yazıldı. Bu öğrenimini de tamamlayamadan kazandığı devlet bursu ile felsefe tahsili için Paris’e gitti. Fakat Paris’te de düzenli bir öğrenci olamadı, kısmen sanat çevrelerinde bulunduysa da kendini daha çok eğlenceye ve bohem hayatına verdi. Türkiye’ye dönüşünde İstanbul ve Anadolu’da bazı bankalarda memuriyet ve müfettişlik yaptı. Bir Fransız mektebinde, Ankara Devlet Konservatuvarı’nda, İstanbul Güzel Sanatlar Akademisi’nde ve Robert Kolej’de çeşitli dersler okuttu. Bu arada felsefe öğrenciliğinden beri girmiş olduğu basın çevresini daha çekici ve eser vermeye daha uygun bir ortam olarak gördüğünden 1942’den itibaren memuriyetlerini bırakıp geçimini yazılarından ve yayıncılıktan sağlayamaya başladı. Son yıllarına kadar Büyük Doğu dergisinin ve Büyük Doğu yayınlarının sahibi ve yazarı olduğu gibi bazı günlük gazetelerde fıkra ve makaleleri de yayımlanmaktaydı.
Hayata Dair
İNSAN PUTLARI KIRA ALLAH'A YOL BULUR...
15 Şubat 1932 yılında Ağrı ilinin Doğubayazıt ilçesinde dünyaya gelen Seyyid Ahmed Arvasî, aslen Van Bahçesaraylıdır. Babası Seyyid Abdülhakîm Arvasî, annesi Cevahir hanımdır. Büyük irşad kutbu velî ve Üstad Necib Fazıl’ın mürşidi Esseyyid Abdulhakîm Arvasî Hazretleri ile babası isim yönünden karıştırılsa da işin aslı çok farklı ve aynı zamanda çok çarpıcı olup, merhum Seyyid Ahmed Arvasî bir dostuna yazdığı mektubta bunu şöyle anlatır: “Şu ânda Ankara’nın Bağlum Nahiyesinde yatan Seyyid Abdulhakîm Arvasî Hazretleri ile aynı âiledeniz. Kendileri aynı zamanda babamın da isim babalarıdır. Babama kendi adlarını vermişlerdir. Babam, şu anda yetmiş beş yaşındadır ve Van Gümrük Müdürlüğü’nden emeklidir. Ailem “Arvasî” adı ile bilinir. 650 yıldan beri Anadolu’da yaşar. Orhan Gazi ile tanışan ve Anadolu’ya ilk gelen ceddim Hacı Kasım-ı Bağdâdî adında bir zâttır. Onun oğullarından biri Van Gölünün güneyinde (Arvas köyünde) yerleşmiştir. Biz ondan türemiş ve çoğalmışız. Çok geniş ve köklü bir aileyiz. Şanlı Peygambere “ümmet” olmak nimetlerin en büyüğü iken, bir de “evlat” olmakla şereflenmişiz.” Babasının mesleğinden dolayı sürekli şehir değiştirmek zorunda kalan Seyyid Ahmed Arvasî, Doğubayazıt’da tamamladığı ilkokul tahsilinden sonra, ortaokulu Erzurum’da bitirmiştir. Ortaokulun son sınıfında iken Üstad Necib Fazıl’ın yazıları ile tanışmasını şöyle anlatır: **“Ailece Erzurum’da oturuyorduk. Ben ortaokul son sınıfta idim. Evimiz misafirsiz kalmazdı. Akraba, eş ve dostumuz az değildi. Bir gün evimize enteresan bir misafir geldi. Bu, Piyade Albay Hilmi Acar isminde bir zâttı. Babamla tanışıyorlarmış, kucaklaştılar ve misafir odasına girdiler. Ben de arkalarından gittim. Evimizde ilk defa resmî kıyafetli bir albay misafir oturuyordu. Üstelik dindardı da. Nitekim
TELEGRAM: ŞEYTANÎ AMAÇLI BİR TEKNOLOJİ...
(...) Kamuoyuna aksetmemesi için uğraşılan “şeytanî amaçlı” bir teknoloji uygulaması dedik TELEGRAM için. Tüm engellemelere rağmen, yâni bir insanlık suçu olarak “devlet sırrı” maskesi ardında ne kadar gizlenmeye çalışılsa da, yalnızca kullanılan “özel” cihaz ve teknolojinin kimi nitelikleri kamuoyundan saklanabilmiş, zihin kontrolü ve TELEGRAM operasyonlarının varlığı ise tüm dünyada neredeyse tamamen deşifre ve tasdik edilmiştir. Ancak, resmî devlet organları ve onların güdümündeki basın, tıb ve akademi otoriteleri “saklamak” için yine de pes etmemekte; TELEGRAM gibi insanın hür irâdesini yönlendirmeye yeltenen, duygu ve düşünce mahremiyetini ihlâl eden, yetmiyormuş gibi tüm bu müdahaleleri psikolojik ve fizikî işkence seanslarına paralel yürüten bu akıl almaz “insanlık suçu”nun üstünü örtmek istemektedirler. Bunun için ya halkın hiç bilmemesini sağlamaya, ola ki kamuoyuna sızarsa, bu defa da “bu bir komplo teorisidir” propagandasıyla etkisizleştirmeye, TELEGRAM mağdurlarını ise “deli” göstermeye, emirlerindeki hastahânelerin psikiyatri servislerinden bu insanlara “rapor” aldırtmaya çalışmaktadırlar. __Ne var ki, halkın ve kendi sınırlı alanları dışında neredeyse kara cahil olan lâfta uzmanların ilmî, askerî, istihbarî ve teknolojik bilgisizliğine güvenen, doğrusu işin başında gerçekten etkili olan devlet organları veya kuklaları, bugün bu propaganda savaşını da her yerde kaybetmeye başlamıştır. Artık güneş balçıkla sıvanamamakta, internetteki yüzbinlerce sayfalık ve binlerce saatlik sesli-görüntülü yayına ek olarak, zihin kontrolü ve TELEGRAM operasyonlarıyla ilgili her ülkede ard arda ciddi araştırma kitabları hazırlanıp yayınlanmakta yahud tercüme edilip basılmaktadır. Türkçede bile şu ân –sayısız makaleye ilâveten- zihin kontrolü ve TELEGRAM konusunda
Telegram
Reklam
Reklam