10/10
·80 syf.··
Beğendi
·
2026 39. kitabı
EYLÜLDE SEVMEK İSTEDİM SENİ Bazen bir şiir okursunuz ve sanki bütün o kelimeler sizin söyleyemedikleriniz için bir araya gelmiştir... Meltem Güdemezoğlu’nun kaleme aldığı "Eylülde Sevmek İstedim Seni", aşkın acısıyla tatlısıyla hayatı dolu dolu yaşamaya değer olduğunu hatırlatan, içten ve sıcacık bir şiir kitabı. Kavuşmaları, özlemleri ve eylülün o kendine has dinginliğini dizelerinde hissetmek isteyenler için harika bir başucu eseri. Her bir şiir yalın ama duygu dolu mısralar ile yazılmış. Okudukça üstüne uzun uzun düşünüyorsunuz. Sonbaharın hüzünlü güzelliğini sayfalarında taşıyan bu kitabı mutlaka listenize ekleyin.
Eylülde Sevmek İstedim SeniMeltem Güdemezoğlu · Ares Yayınları · 2021102 okunma
10/10
·80 syf.··
Beğendi
·
2026 28. kitabı
·
3 saatte okudu
·
Okunma: 23 Mayıs 2026 21:20
Meltem Güdemezoğlu, Gaziantep’te dünyaya gelmiştir. Serebral palsili bir birey olan yazar, yürümekte ve konuşmakta zaman zaman zorlansa da bu durumun hayatına engel olmasına asla izin vermemiştir. Bebekliğinden itibaren ailesinin sevgisi ve kendi güçlü mücadelesi sayesinde çevresine her zaman neşe veren biri olmuştur. “Eylülde Sevmek İstedim Seni” adlı bu kitapta Meltem Güdemezoğlu; hayata duyduğu büyük sevgiyi, aşkın en saf hâlini, ayrılığın ve özlemin bıraktığı tatlı sızıları samimi bir dille okuyucuya aktarıyor. Kahvenizi yudumlarken, sakin bir müzik eşliğinde huzurla okuyabileceğiniz; kalbi yormayan ama kalbe dokunan bir şiir kitabı sunuyor. Kitap genel olarak aşk, özlem, yalnızlık ve umut temaları etrafında şekilleniyor. Şiirlerin dili ise oldukça sade, akıcı ve herkesin kendinden bir parça bulabileceği kadar içten bir anlatıma sahip.
Eylülde Sevmek İstedim SeniMeltem Güdemezoğlu · Ares Yayınları · 2021102 okunma
“Kötü bir anıyı unutmanın en iyi yolu güzel bir tanesiyle değişmektir.”
8/10
·264 syf.··
Beğendi
·
2026 36. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 03 Mayıs 2026 14:45
Edebiyatımızın ilk psikolojik romanı olarak kabul edilen Eylül, ilk olarak 1900 yılında Servet-i Fünun dergisinde tefrika edilmeye başlanmıştır. Dönemin oldukça ilgi gören yasak aşk temasını işlerken, yazarın Halit Ziya’dan etkilendiği de açıkça hissedilir. Hatta bu roman, Halit Ziya’ya ithaf edilmiştir. Kitabın konusuna kısaca değinecek olursak; beş yıllık evli olan Suat ve Süreyya, yaz aylarını geçirmek için bir yalı kiralar. Süreyya’nın akrabası Necip de sık sık bu yalıya gidip gelmektedir. Necip, bu ziyaretler sırasında Suat’a ilgi duymaya başlar; onu çevresindeki diğer kadınlardan farklı olduğunu düşünür. Zamanla bu ilgi, derin bir aşka dönüşür. Süreyya’nın Suat’a karşı giderek ilgisizleşmesiyle, Suat da Necip’e karşı duygusal bir yakınlık hissetmeye başlar ve bu yakınlık zamanla yasak bir aşka evrilir. Psikolojik bir roman olması nedeniyle Eylül’de olaylardan çok karakterlerin iç dünyası ön planda. Kitap boyunca uzun ruhsal tahliller, içsel çatışmalar ve derin psikolojik çözümlemeler yer alıyor. Bu yüzden özellikle başlangıçta okuması benim için biraz zorlayıcı oldu. Ağır ilerleyen anlatımı ve detaylı betimlemeleri zaman zaman yorucu olsa da, yazarın diline alıştıkça kitap çok daha akıcı bir hale geldi. Özellikle sonlara doğru, karakterlerin duygusal karmaşası ve içsel çatışmaları beni derinden etkiledi. Sabır isteyen ama sonunda kesinlikle karşılığını veren bir eserdi. Türk edebiyatı klasikleri arasında yer alan Eylül’ün, özellikle psikolojik derinliği yüksek eserleri seven herkes tarafından okunması gerektiğini düşünüyorum. Keyifli okumalar...
EylülMehmet Rauf · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202550bin okunma
Puan vermedi·376 syf.··
2026 20. kitabı
İnsan ruhunu tarihsel bir kırılmanın içine yerleştirmiş bir metin. İlk basımının Vakit Hazan adıyla çıkmış olması da boşuna değil; hikâyenin tonunda sonbaharın o ağır, içe dönen melankolisi hissediliyor Roman, Türk Kurtuluş Savaşı yıllarının gölgesinde, bireysel hayatların nasıl parçalandığını ve yeniden kurulmaya çalışıldığını anlatıyor. Büyük tarih sahnesinde top sesleri, işgaller, direnişler varken; arka planda daha sessiz ama bir o kadar sarsıcı savaşlar yaşanıyor.kayıplar, ayrılıklar,aidiyet duygusunun kırılması, devam edebilme” mücadelesi Merkezde genellikle bir kadın karakterin gözünden ilerleyen anlatı, savaşın sadece cephede değil, evlerin içinde, kalplerin kıyısında da sürdüğünü gösteriyor. Bu kitap alışılagelmiş pek çok Kurtuluş savaşı kitabı gibi “kahramanlık destanı” yazmıyor; daha çok, kahraman olmak zorunda kalan sıradan insanların iç sesini duyuruyor. Okurken şöyle bir his oluşuyor: tarih kitaplarının kenarına düşülmüş kişisel notlar gibi… küçük ama yakıcı. Perker’in dili oldukça akıcı ama duygusal doz kontrollü. Yani gözyaşını zorlayan bir melodram yok; onun yerine yavaş yavaş içe işleyen bir hüzün var. Bu da kitabı daha etkileyici kılıyor. En güçlü taraflarından biri, savaşın romantize edilmemesi. Aksine, savaşın bıraktığı “eksik hayatlar”a odaklanıyor. Bu yönüyle kitap, büyük anlatılar yerine kırık kalpler,bozulan düzenler,karışan kafalar tarafından bakıyor. Tarihsel arka plan sağlam ,duygusal derinliği yüksek,Temposu sakin, sindirerek ilerleyen, okuduktan sonra bir süre zihinde dolaşan türden bir kitap . Eğer epik savaş hikâyelerinden ziyade insan ruhunun savaşını okumayı seviyorsanız bu kitap derin bir iz bırakabilir.Ben de bıraktı. Bir kez daha hissettim ki Kurtuluş savaşımız gerçekten müthiş bir destan .Sadece cephede ,silahlarla
Eylülde Dört Yıl / Bir Kurtuluş Savaşı KitabıAslı Perker · Epsilon Yayınevi · 202217 okunma
8/10
Dünün Dünyası’nı, Eylül’de #SabitKalem ekibiyle okuduk. Şunu söylemekten çekinmeyeceğim, beş aylık okuma serüvenimizde, en bildirilendirici ve keyifli okuma oldu benim için. Zweig’ın lse yıllarından başlayan ve İngiltere’nin Almanya’ya savaş ilan etmesiyle (II. Dünya Savaşı olaylarından) sona eren bir otobiyografik eser. Zweig, şüphesiz çok muteber kişiliklerden ve iki dünya savaşı görmüş, tarihe tanıklığı açısından ve yazdıklarıyla birçok alana kaynaklık edecek mühim eserler bıraktı sonraki nesillere. Alt başlığı “Bir Avrupalının Anıları” olan kitap, 19. yüzyıldan 20. yüzyıla giren Avrupa’nın tamamen batağa saplanmış, insan olmanın sefaletini ve utancın portresini çiziyor. Savaş öncesi ve sonrası toplumların konumları, ağır hasar alan ülke ilişkileri ve giderek zirveye tırmanan nefret söylemleri, değişen toplumsal yapıların somut kalıntılarını da gözler önüne seriyor. Yazar, I. Dünya Savaşı’nın en kötü sonucunun milyonların ölmesinden sonra, henüz tamamen çizilmemiş, katı yaptırımlara maruz kalmamış sınırlar sayesinde, pasaport ve vize olmadan istediğiniz yeri kolaylıkla gezme imkanının, şimdiki nesle şaka gibi geldiğini, inanamadıklarını dile getiriyor. (Buna bende şaşırdım.) Kuşkusuz, yazarın gezip gördüğü ülkeleri, tanıştığı tiyatro yazarlarını, eleştirmenleri, ressamları, sanat tarihçilerini, edebiyatçıları ve daha pek çok bilim ve düşünce alanından tanıdığı entelektüel insanı epey kıskandığımı belirtmem gerekiyor. Zweig, 19. ve 20. yüzyılın gidişatını belirleyen hemen hemen tüm sanatçılarla bağlantısı, sohbeti ve tanışıklığı olduğunu düşünürseniz, demek istediğim daha net anlaşılacaktır. Yazarın biyografi külliyatını okumadan evvel, Yarının Dünyası’nı okumanız
Dünün DünyasıStefan Zweig · Can Yayınları · 20242,678 okunma
7/10
·200 syf.··
2018 35. kitabı
·
36 günde okudu
·
Okunma: 10 Nisan 2018 00:00
#ölmedenönceokunacak1001kitap’tan biri daha. Mohsin Hamid’i ilk defa okudum, kesinlikle son olmayacak. #GönülsüzKöktendinci, Pakistanlı Cengiz’in önce Yunanistan’da başlayan eğitim serüveninin, Amerika’daki en iyi üniversitelerinden biri, Princeton Üniversitesini kazanmasıyla başlıyor. Okul bitişinin ardından, ülkenin en önemli şirketlerinden biri Samson Underwood’a girmeyi başarıyor. Hikaye, mülakata giriş açılıyor zaten. Mohsin Hamid, 11 Eylül’de Merkez Ticaret Binası’nın bombalanmasıyla, Amerikalıların, Amerikan olmayan, özellikle Müslümanlar’a karşı geliştirdiği ırkçı ve nefret dolu davranış ve söylemlerle alt zemini dolduruyor. Bu büyük olayın, Amerika’nın Sovyet Rusya’nın yıkılışından sonra, -o dönem düşman komünizm idi- yeni bit “öteki” düşman yaratma çabalarının son durağı Müslümanlar olmuştur. Lacan’ın “büyük ötekisi” diyebiliriz. Orta kalınlıkta, çok akışkan ve ilgili bir hikaye okuyorsunuz. Tek sıkıntı, Erica-Cengiz ilişkisi değilde, 11 Eylül’ün toplumsal yapı üzerindeki değişkenlerini daha çok okumayı isterdim. Bu büyük krizden sonra, Afganistan’ın komşusu olan Pakistan’da büyük oyuna çekilmesi, onları alt etmek için Amerika’nın maşası haline gelen Hindistan... kısacası, Pakistanlı bir gencin, ülkesi yok edilmenin eşliğinde iken, kendisi için hizmet verdiği Amerika’yı sorgulayışını okuyacaksınız. Okunmalı, ders çıkarılmalı!
Gönülsüz KöktendinciMohsin Hamid · Pegasus Yayınları · 2013341 okunma