Dünün Dünyası’nı, Eylül’de #SabitKalem ekibiyle okuduk. Şunu söylemekten çekinmeyeceğim, beş aylık okuma serüvenimizde, en bildirilendirici ve keyifli okuma oldu benim için. Zweig’ın lse yıllarından başlayan ve İngiltere’nin Almanya’ya savaş ilan etmesiyle (II. Dünya Savaşı olaylarından) sona eren bir otobiyografik eser.
Zweig, şüphesiz çok muteber kişiliklerden ve iki dünya savaşı görmüş, tarihe tanıklığı açısından ve yazdıklarıyla birçok alana kaynaklık edecek mühim eserler bıraktı sonraki nesillere. Alt başlığı “Bir Avrupalının Anıları” olan kitap, 19. yüzyıldan 20. yüzyıla giren Avrupa’nın tamamen batağa saplanmış, insan olmanın sefaletini ve utancın portresini çiziyor.
Savaş öncesi ve sonrası toplumların konumları, ağır hasar alan ülke ilişkileri ve giderek zirveye tırmanan nefret söylemleri, değişen toplumsal yapıların somut kalıntılarını da gözler önüne seriyor. Yazar, I. Dünya Savaşı’nın en kötü sonucunun milyonların ölmesinden sonra, henüz tamamen çizilmemiş, katı yaptırımlara maruz kalmamış sınırlar sayesinde, pasaport ve vize olmadan istediğiniz yeri kolaylıkla gezme imkanının, şimdiki nesle şaka gibi geldiğini, inanamadıklarını dile getiriyor. (Buna bende şaşırdım.)
Kuşkusuz, yazarın gezip gördüğü ülkeleri, tanıştığı tiyatro yazarlarını, eleştirmenleri, ressamları, sanat tarihçilerini, edebiyatçıları ve daha pek çok bilim ve düşünce alanından tanıdığı entelektüel insanı epey kıskandığımı belirtmem gerekiyor. Zweig, 19. ve 20. yüzyılın gidişatını belirleyen hemen hemen tüm sanatçılarla bağlantısı, sohbeti ve tanışıklığı olduğunu düşünürseniz, demek istediğim daha net anlaşılacaktır.
Yazarın biyografi külliyatını okumadan evvel, Yarının Dünyası’nı okumanız