Ezgi

“Ulu tanrım, hiçbir şey anlaıyorum ki,” diye düşündü. “Çünkü okumayı bilmiyorum da ondan," diye düşündü. Bütün bu adamlar, bu uyuyan adamlar ondan daha çok biliyorlardı her şeyi; onlar gazeteyi okumuşlardı, neden savaş olacağını biliyorlardı. Ve o, gecenin ortasında yapayalnızdı, yapayalnız ve ufacık, hiçbir şey bilmiyordu, hiçbir şey anlamıyordu, sanki ölecekmiş gibi. Sonra parmaklarının arasında gazeteyi hissetti. Burada yazılıydı. Her şeyi yazmışlardı: savaşı, yarınki havanın nasıl olacağını, öte berinin kaça satıldığını, trenlerin kaçta kalktığını. Gazeteyi açtı ve baktı. Binlerce küçücük kara leke gördü, kâğıttaki bu deliklerle, o kolu çevrelediği zaman gürültü çıkaran kilisedeki Barbar orgunun rulolarına benziyordu. Uzun uzun bakınca insanın başı dönüyordu. Bir de resim vardı: saçları güzelce taranmış, temiz pak, gülümseyen bir adam. Gazeteyi elinden bıraktı ve ağlamaya başladı.
Reklam
Utanç dipte bekliyordu; utanç duy- mayı seçmesi yeterdi. Gözlerini yumdu: Günün bütün yorgunluğu bir anda üzerine çökmüştü. Yorgunluk, utanç, ölüm! Utanç duymayı seçmek. Neden gitmedim? Neden seçtim gitmemeyi? Ona dünyayı omuzlarında taşıyormuş gibi geldi.
Aynada kendini görüyordu, burada kendine bakarak ve bu müziği dinleyerek sonsuzluğa kadar oturabilirdi. Saat onda! Kalkacaktı, görüntüsünü elleriyle koparıp alacaktı, aynadan, ölü bir deriymiş gibi sıyırıp alacaktı ya da bir gözün akında çirkin bir lekeymiş gibi. Katarakt ameliyatı olmuş aynalar... Perdesi sıyrılıp alınmış gözler gibi aynalar.
Masaya yayılmış aydınlık lekeyi saygıyla seyretti ve suçlu olduğunu düşündü. Maddeleri her zaman çatal bıçak kullanır gibi kullanmıştı, öyle görmüştü, sanki her zaman yenilenmesi kolay şeylermiş gibi: Affedilmez bir yanılmaydı bu; belli sayıda bar vardı, sinema vardı, evler vardı, kentler ve köyler vardı ve her birine, aynı insan belli kereler gidebilirdi ancak.
Philippe, “Herifleri mezbahaya götürüyorlar, haberleri yok. Savaşı bir hastalık gibi kabulleniyorlar,” diye düşündü. “Savaş bir hastalık değildir. Değildir. Savaş, katlanılmaz bir felakettir, çünkü insana insan eliyle gelir.”
Reklam