“Ulu tanrım, hiçbir şey anlaıyorum ki,” diye düşündü. “Çünkü okumayı bilmiyorum da ondan," diye düşündü. Bütün bu adamlar, bu uyuyan adamlar ondan daha çok biliyorlardı her şeyi; onlar gazeteyi okumuşlardı, neden savaş olacağını biliyorlardı. Ve o, gecenin ortasında yapayalnızdı, yapayalnız ve ufacık, hiçbir şey bilmiyordu, hiçbir şey anlamıyordu, sanki ölecekmiş gibi. Sonra parmaklarının arasında gazeteyi hissetti. Burada yazılıydı. Her şeyi yazmışlardı: savaşı, yarınki havanın nasıl olacağını, öte berinin kaça satıldığını, trenlerin kaçta kalktığını. Gazeteyi açtı ve baktı. Binlerce küçücük kara leke gördü, kâğıttaki bu deliklerle, o kolu çevrelediği zaman gürültü çıkaran kilisedeki Barbar orgunun rulolarına benziyordu. Uzun uzun bakınca insanın başı dönüyordu. Bir de resim vardı: saçları güzelce taranmış, temiz pak, gülümseyen bir adam. Gazeteyi elinden bıraktı ve ağlamaya başladı.