Ezgi

Boris onun mutluluğunu hissederek memnun oluyordu: Onda kendi ardından güzel anlar bırakmak isterdi. Kadının elini okşayarak düşündü: Bir yıl; şurada onunla yaşayacağı bir yılı kalmıştı; içini yumuşak, yumuşacık bir sevecenliğin doldurduğunu duydu; şimdiden bu aşk masalında geçmiş, uzak öykülerin çekici güzelliği vardı. Eskiden bu ilişkiyi zor yürütüyordu, ite kaka, zor yürütüyordu, çünkü süresiz, ne zaman sona ereceği belirsiz bir alışverişti bu; onu rahatsız ediyordu, o sınırlı, belli borçlanmalarla rahat ederdi ancak. Bir yıl: Ona hak ettiği bütün mutlulukları verecekti, kusurlarını affettirecek, sonra bırakacaktı onu, ama eşekçesine değil, bir başka kadının peşine düştüğü ya da ondan bıktığı için değil; kendi kendine, usul usul olacaktı bu, maddenin zorlamasıyla, çünkü askerlik çağına gelecek ve cepheye gidecekti. Gözucuyla baktı Lola'ya: Genç görünüyordu, güzel göğsü mutlulukla kabarmıştı, tuhaf bir kederle düşündü: "Bir tek aşkın adamı olarak ölece- ğim." 40'ta savaşa gitmiş, 41'de ölmüş, yok, 42'de; o arada okula da zaman ayırmak zorunda kaldığından; bu demek oluyor ki, yirmi iki yılda bir kadın. Üç ay öncesine kadar yüksek sosyeteden, tanınmış kadınlarla yatmayı tasarlıyordu, hoşgörüyle, “Çocukmuşum o zaman," diye düşündü. Düşeslerle yatamadan ölüyordu, ama üzgün değildi.
Reklam
Lola'nın yanına döndü, otururken, "Niye gidiyorlar sanki?" dedi. "Burası daha iyi değil mi? Bir şey olacaksa orada da olur, döndüklerinin ertesi günü apartmanlarını bombalarlar örneğin." "Öyle," dedi Lola, "ama orası kendi evleri. Bunu anlamıyor musun?" "Hayır." Lola, "Öyledir," dedi, "insan bir yaştan sonra kazayı belayı, oturup evinde beklemek ister."
Yeryüzünde sahip olduğu bir şey vardı henüz; nerede bulunursa bulunsun, sahip olmakta devam edecekti buna: bu kendisi için çarpmaktan vazgeçmeyecek olan telaşlı, saygılı ve sıcak kalbe; bu kalp Berck’teki insansız, ıssız klinikte onun için çarpmakta devam edecekti.
Barış, savaş, ikisi de bir aslında." Jacques şaşmıştı. "İkisi de bir mi? Bunu git de o ölüme hazırlanan milyonlarca insana söyle bakalım." Mathieu bön bir gülümsemeyle, "Ne var?" dedi. "Hepsi ölümü doğdukları günden beri beraberlerinde ta- şımıyorlar mı zaten? Onları sonuna kadar öldürüp yok etseler bile insanlık en az eskisi kadar tıka basa dolu olacaktır: tek boşluk, tek eksik bırakmadan."
Sen beni, şimdi nasılsam, öylece yarattın ve senin arzuların, erişilemeyecek sırlardır; ben senin arzularının, düşüncelerinin en utanç vericisiyim, sen, beni görüyorsun ve ben senin aracınım, ben sana isyan ediyorum, seni aşağılıyorum ve seni aşağılarken senin aracınım ben. Ben senin yarattığınım, sen bende kendini seviyorsun, sen beni taşıyor, bana katlanıyorsun, sen ki canavarların yaratanısın. Çan çaldı, Tanrı'nın kulları başlarını eğdiler, ama Daniel dimdik duruyordu, gözleri dimdikti. Beni görüyorsun. Beni seviyorsun. Kendini huzurlu ve kutsal hissediyordu.
Reklam