“Madem başka çare yok, git, ama bir kere oraya gittin mi, öyle fazla göze çarpmamaya bak. İyilikte olsun, kötülükte olsun. İkisi bir kapıya çıkar zaten. Fırsat buldun mu, saklan, bir yerlere saklanmaya bak.”
Gerçek bir proleter. Savaşmak istemiyordu bu yan odadaki, zaferi düşünmüyordu. Gidiyordu, içinde ölesiye bir hüzünle, gidiyordu, çünkü başka seçeneği yoktu, başka türlüsü gelmiyordu elinden.
Hepsinden nefret ediyordu, gecenin küçümseyen bakışları altında kendini yapayalnız ve inadına kararlı hissediyordu; onlara bağırdı: Haklı olan benim, haklı olan benim, korkmakta haklıyım ben, ben yaşamak için yaratıldım, yaşamak için! Yaşamak için! Ölmek için değil! Hiçbir şey uğrunda ölmeye değecek kadar vazgeçilmez değildir.
Kendi gerçek benliğini keşfetmesi için bir gün yetmişti; bu savaş rüzgarları olmasaydı, asla hiçbir şey bilmeyecekti. 1860’ta doğuvermiş olsaydı örneğin. Yaşamın içinde huzurlu bir inançla dolaşacaktı; başkalarının korkaklığını acımadan ayıplayacak ve hiç, ama hiçbir şey onu gerçek benliğiyle yüz yüze getiremeyecekti.