Dünya savaşının kanlı mezbahaları da rahiplerin kutsamalarından yoksun kılınamazdı kuşkusuz. Dünyanın bütün ordularındaki papazlar, düzenledikleri ayinlerde ekmeğini yedikleri tarafın zaferi için Tanrı'ya yakardılar.
Ne zaman ki, Galiçya'daki Raab Irmağı'na bakan ormanlar, Avusturya ordularının arkalarına bakmadan kaçtığında tanık oldular; ne zaman ki, Sırbistan'daki Avusturya birlikleri gafil avlanıp çoktandır hakettikleri köteği yediler; Avusturya Savaş Bakanlığı, birden Şvaykı anımsadı. İmparatorluğun içine düştüğü kargaşadan çıkmasına neden o yardımcı olmasındı?
Burada mantık diye bir şey kalmamıştı; adalet hüküm sürüyordu. Adalet boğazlıyor, çıldırıyor, öfkeden deliye dönüyor, kahkahalar atıyor, gözdağı veriyor, gebertiyor, aman tanımıyordu. Sorgu yargıçları, sanıkların üstüne yasa maddeleriyle saldıran Avusturya cangılının kaplanları, birer yasa cambazı kesilmişlerdi; hukukun cüppelerine sarınıyorlar, sanıkları yutup midelerine indiriyorlardı.