Çay ritüeli, aynı jest ve yudumlamaların bu değerli sürdürülüşü, basit sahici ve rafine duyumları bu yükseliş; çay, yoksulların olduğu kadar zenginlerin de içeceği olduğundan bir aristokrat zevkine sahip olma izninin pek az masrafla herkese bu verilişi, yani çay ritüeli, hayatlarımızın saçmalığında dingin bir uyum gediği açmak için olağanüstü bir erdeme sahiptir. Evet evren boşlukla el birliği yapar, kayıp ruhlar güzelliğe ağlar, anlamsızlık bizi kuşatır. O halde, bir fincan çay içelim. Sessizlik olur, dışarıda esen rüzgar işitilir, sonbahar yaprakları hışırdar ve uçuşur, kedi sıcak bir ışık içinde uyur. Ve her yudumda zaman iyice yücelir.
İnsanlar eylemlerin değil sözcüklerin güç sahibi olduğu bir dünyada yaşıyorlar; nihai yetenek, dile hakim olmaktır. Korkunç bir şey bu! Çünkü özünde, bizler yemek yemek, uyumak, üretmek, fethetmek ve kendi alanımızda güvenlik sağlamak için programlanmış primatlarız. Bu konuda en yetenekli olanlara, içimizde en fazla hayvan olanları ise daima başkaları, yani kendi bahçelerini savunmayı, yiyecek tavşan bulmayı ya da düzgün döllenmeyi beceremezken güzel konuşanlar sahip olur... insanlar zayıfların egemen olduğu bir dünyada yaşıyorlar. Bu bizim hayvan doğamıza korkunç bir hakaret, bir tür sapkınlık ve derin bir çelişkidir.
Kutsal emanet kültünde mitik -materyalist diyebileceğim, sıradan antikalardan farklı olarak, bedeninin kalıntılarına dokunarak ulu ya da kutsal birisinin gücünü hissetmeye dayalı bir tür güdü gizlidir (antikacı da bu nedenle sadece ünlü bir kitabın ilk baskısına sahip olmak için değil ama önemli birininkine de sahip olmak için servet ödemeye hazırdır).