Tuhaf şey! On sayfa yazdığım halde, doğruyu söylemedim, hiç olmazsa tümünü söylemedim. Tarih attıktan sonra, yeni bir şey yok, diye yazarken içimden pazarlıklıydım.
Mutsuzluk genel olarak dişi çizgiyi izler. Bazı ka- hitsal anomaliler gibi anadan kız evlâda geçer. Geçer- ken de zayıflayacağına daha yoğun, daha kalıcı ve de- rin olur. O dönemler erkekler için çok daha değişik- ti. Meslekleri vardı, siyaset ve savaşlar vardı; enerjile- rini dışa vurup rahatlayabilirlerdi. Bizse bunu yapa- mazdık. Biz kuşaklar boyunca yalnızca yatak odasını, mutfağı, banyoyu tanıdık; binlerce, milyonlarca adım atar, iş görürken hep aynı kini, doyumsuzluğu içi- mizde ma, yalnızca geride kalanlara daha parlak bir ışık al- taşıdık. Ben feminist mi oldum? Hayır, korkma, yalnızca geride kalanlara daha parlak bir ışık
altinda bakmak istiyorum.
"İçimde kendi değerimi arttırabilmek için başlattığım bir savaş var. İçimdeki bu savaşı anlayabilmek için zor bir yolculuk yapmam gerekliydi. Aklıma gelen görüntünün değerini bilmiyorum, ama kendi kendime, bireyin bir yoldan başka bir şey olmadığını söylüyorum. O yolda iz bırakan insanlar bir öneme sahiptir sadece. Basmakalıp gerçeklerle kendimi kandırmayı bıraktım. Bireyleri suçlamanın ne faydası var? Onlar yollar ve geçitlerden ibaret yalnızca."
Öleni toprağa verdiğimiz gün, gerçek veya sahte dostların ellerini sıkarak, anlık kaygılar içinde yitip gideriz. Gömülen beden ancak ertesi gün, sesizlik İçinde ölecektir. Bize tam anlamıyla kendini gösterecek, ardındanda bırakıp gidecektir. İşte o zaman gittiği ve gidişine müdahale edemediğimiz için ağlarız.