Öte yandan nazari ilimler mutlak bilgiye ve kesinliğe dayanırken, Aristoteles pratik bilimin ancak yaklaşık bir bilgiye sahip olduğuna inanmaktadır. O halde insani yarar bakımından değeri ne olursa olsun, bilimsel önermelerinin niteliği bakımından, pratik bilimler nazari bilimler gibi değildir, hatta bu bakımdan gerçek anlamda bilim olmadığı, daha ziyade "basiret" olduğunu söylemek mümkündür.
başının ucuna su bırak diye bir mektup aldım senden/
güzel bir kağıdın üzerinde eğri büğrü bir yazı/zaten hep süssüz sert ve eğri büğrüydü yazın/bu mektubu nerede yazmış olabileceğini düşündüm/içim parladı/içim bazen çok parlıyor
neredeyim diye etrafıma bakıp uyandığım sabaha karşılar/her şey uyandıkça daha da gerçek/başımdan büyük bir şey geçtiğinden eminim/ama neydi
artık çırpınan bir kuşun kalbiyle uyanıyorum/canımı demirle acıtıyor kaldığım yerden devam edemediğim rüyalar/sonra anlıyorum ki hiçbir şeye kaldığı yerden devam edemiyormuş insan/kaldığın yerde bitiyormuş her şey/kaldığın yere kadarmış bazı güzel zamanlar
sana bakar gibi başımın ucundaki suya baktım/oradasın/uyanınca mektubuna cevap yazdım/dedim ki neresinde kaldığını unuttuğun kitabı okuma/
başının ucu demişsin/başımın ucu mu var
-Onu bu nemli hava öldürdü, -dedi.
Morisseau yumruğunu göğe doğru salladı. Demek yoksullar her havada ölüp gidiyor! Don tutuyor, hiçbir işe yaramıyor; buzlar çözülüyor, daha da beter oluyor.