başının ucuna su bırak diye bir mektup aldım senden/
güzel bir kağıdın üzerinde eğri büğrü bir yazı/zaten hep süssüz sert ve eğri büğrüydü yazın/bu mektubu nerede yazmış olabileceğini düşündüm/içim parladı/içim bazen çok parlıyor
neredeyim diye etrafıma bakıp uyandığım sabaha karşılar/her şey uyandıkça daha da gerçek/başımdan büyük bir şey geçtiğinden eminim/ama neydi
artık çırpınan bir kuşun kalbiyle uyanıyorum/canımı demirle acıtıyor kaldığım yerden devam edemediğim rüyalar/sonra anlıyorum ki hiçbir şeye kaldığı yerden devam edemiyormuş insan/kaldığın yerde bitiyormuş her şey/kaldığın yere kadarmış bazı güzel zamanlar
sana bakar gibi başımın ucundaki suya baktım/oradasın/uyanınca mektubuna cevap yazdım/dedim ki neresinde kaldığını unuttuğun kitabı okuma/
başının ucu demişsin/başımın ucu mu var
Üşümüşüm ...
Bu yaklaşan kışla değil,
Deniz ürpertisi, göğün alacasıyla değil,
Ellerimin soğukluğu hep bir kalabalıkta.
Kaçışının gizini gönlünde tuttuğun
Bilisiz aşkı( nı) ver bana!
Üşümeyeyim ...
Ben dedim ki: Beyefendi, ben herkesi rahatlatmak için gelmedim, ben rahatları rahatsız etmeye geldim. Ben esrar ve eroin miyim ki herkesi rahatlatayım. Ben yazılı cevapları olanlardan değilim. Eğer birisi gerçekten bir hizmet yapmak istiyorsa, rahat insanları rahatsız etmeli, suskunları konuşur, uysalları hareketli hale getirmeli, donuk insanlar arasında karşıtlık ve mücadele çı karmalıdır. Vallahi bu insanların arasında şüphe yaratmak, kesin bilgi meydana getirmekten bin kat daha büyük hizmettir. Çünkü bu şekilde fertlere telkin ve şırınga edilen o kesinlik, uyuşturucu maddedir. Böyle bir kesinliğin değeri yoktur. Böylesi bir kesinliğe tutulmuş yedi yüz milyon Müslümanımız vardır ki iki paralık değerleri yoktur. Ancak şüphe, kalp titremesi, sarsılma, ızdırap ve dertten sonra meydana gelen şeyin değeri vardır.