Kuralların olduğu yerde akıl adım adım ilerler. İşaret taşları koyar, sınırlar çizer, mesafeler ölçer. Aklın yürüdüğü yolun çıktığı bir son vardır. Bu yol tükendiğinde, yani kurallar bittiğinde uçurumun başına gelinir. Yürünerek gelinen yolun sonunda varılan uçuruma adım atılmaz. Uçuruma ancak "atlanır". Bu kalbin işidir ve cesaret ister. Bu aynı zamanda adımlanarak yürünmüş uzun bir çölün sonunda ulaşılan kuyu, göl veya deniz gibidir. Bu noktadan sonra adım atılmaz. Ya kana kana içilir ya da içinde yüzülür. Adımlar sayılabilir, ölçülebilir iken su üstüne çizgi çizilmez, su sayıya gelmez.
Hayvan kendindedir, insan ise kendine gelir. Hayvan kendinden çıkamaz, insan kendini bulmak için çırpınır. Hayvan hep evindedir, insan ise evine gitmek için hep yoldadır.
Kurban ibadetini kendisinden miras aldığımız Hz. İbrahim, Rabbini ararken acaba bu mu diye önce aya ve güneşe bağlanmış ancak çok geçmeden üzerlerindeki fena damgasını görmüş ve "lauhibbul afilin" demişti: yani geçici olup batıp giden bir şey, kalbin muhabbetle bağlanmasına değmez.