Her zaman özlediği şey, insanların kendisini sevmesi yani, ulaştığı anda dayanılmaz bir şey olup çıkmıştı, çünkü o kendisi sevmiyordu insanları, onlardan nefret ediyordu. Birdenbire doyumu hiçbir zaman sevgide değil, nefrette bulmuş olduğunu anladı, nefrette ve kendinden nefret edilmesinde.
Sonra mı? Sonra ne mi yapacaktı? Bilmiyordu. Belki yine sürdüregeldiği yaşamına dönerdi, belki evlenirdi, belki bir oğlu olurdu, belki hiçbir şey yapmazdı, belki ölürdü. Onun için hepsi birdi. Bunu düşünmek, sanki kendi ölümünden sonra ne yapacağını düşünmekmiş gibi anlamsız geliyordu: Yapacağı hiçbir şey yoktu elbette. Şimdiden bilebileceği hiçbir şey yoktu.