Bizim, bazen, belki de hep, göğsümüze doğru esen rüzgârın, bir gün ense kökümüzün bir karış altından iteceği ümidini hiç kaybetmedim; ve bu ümitle her çileye katlandım, didindim, çabaladım, yaşadım, Can gidebilir, fakat bu ümit gitmez. Bu ümit, Mevlâ neylerse güzel eylediğini bilenler içindir. Allah yolunun gerçek mazlumlarına selâm olsun!...
Sebil yayınevi/1966 basım
Gelen gideni hiç aratmadı, baştan sona hepsi birbirinin aynısı
Akıl küt, fikir herze, Din öksüz, dil kepaze. Bin yıllık koca devlet Açıkta bir cenaze. Iktidar, vurdum-duymaz, Muhalefet geveze. Anarşi, kanlı goril, Gardiyanı şempanze. Ne mal, ne ırz, ne de can, Ne denge, ne şiraze! Bas parayı, bas gitsin. Varsın, çöksün endâze! Boşalt, deryayı boşalt! Bir damlacık pekmeze! Mebus maaşı dünün, Bugün üç kilo sebze.
Sayfa 53·Kitabı okudu
Alıntı
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
Bir hâdise oldu mu, kurban gidenlerin ailelerine hep aynı şahıslar ve makamlarca çekilen beylik telgraflardan ve üzüntü lâflarından iğreniyorum! Olanlar ortadayken, hep gününü yarına erteleyici ve gelmeyecek bir istikbâle ısmarlayıcı «cek» ve «cak» edâtlarından iğreniyorum! «Istırabımı görmeyen körün suratına tükürmek istiyorum!» diyen Fransız şairinin ruh haletiyle, 40 yıldır kısır nesillere tükettiğim nefesten iğreniyorum! (Perikles) gibi (Attik) Yunan medeniyetinin en haşmetli ve her şeyi tamam cemiyetinde (Lirik) şiirin babası (Pindaros) şöyle der: «Meğer bütün bir ömür, katırlara saman yerine çiçek sunmuşum!»... Ben de aynı meraret duygusiyle, güneşi cepte kaybetmiş bir topluma bu sırrı anlatamamanın sefaletinden iğreniyorum! Ötesi var mı?.. Ağlayamayan, anlayamayan, içini kanatamayan, yumruğunu sıkamayan insandan, Allah’ın Kur’ân’da «belhüm adal - Hayvandan aşağı» diye andığı iki ayaklılardan iğreniyorum!
“İnsanlar midelerine düşkün olduğu kadar ruhlarına düşkün olsaydı dünya daha iyi, daha adil, daha hür bir âlem olurdu.”
Sayfa 232·Kitabı okudu
Sobada petrol, mutfakta tüpgaz, kabloda cereyan, muslukta su bulunmayan, yani ısınma, yemek pişirme, eşyayı görme ve yıkanma imkânlarını topyekûn kaybetmiş olan Türk evinde bir de, mal, can ve ırz emniyeti kalmayınca yorganı üzerine çekip teselliyi uykuda aramak bilmem ki, ne menem bir ayıp!.. Artık bu memlekette, beş vakit camiye gitmekten ve Allah’a yalvarmaktan başka her fiil, yatmak, kalkmak, yemek, içmek, hazmetmek, helâya çıkmak, konuşmak, fikir yürütmek, yazmak, çizmek, her şey ayıp...
Hissediyor ki, bir tarafı can çekişir ve ölürken, her tarafına bedel başka bir tarafı canlanmakta, dirilmektedir.