Öncelikle belirteyim ki bu bir incelemeden ziyade kitabın bana hissettirdikleridir. Bolca spoiler içerir ama zaten bu türden bir kitabı “acaba sonunda ne olacak” heyecanı yaşamak için okumaya niyetlenenler bence tercihlerini Grange, Dan Brown, Ahmet Ümit’ten yana kullansınlar, en azından okuduklarının hakkını verirler. (Dalga geçmiyorum, o yazarların kitaplarını da ayrı severim)
Oldum olası denizci öykülerini sevmişimdir. Belki de biraz bu yüzden bu kadar içine daldım Pequod’un. Roman boyunca kendimi bir tayfası gibi hissetmekten alamadım.
Roman boyunca bir yandan Moby Dick’in nasıl bir iblis, bir canavar; buna karşılık bacağını bu şeytana vermiş Ahab’ın nasıl bir mazlum, bir hak sahibi olduğu okurun zihnine işlenmeye çalışılırken öte yandan gerçek iblisin kim olduğu sorgulattırılıyor. Güçlü olan beyaz balina, öyleyse haklı olan Ahab mıdır?
Kaptanın intikamı bir hak mıdır yoksa kopmuş bacak bir mükafat mıdır? Beyaz balina öldürülmeyi haketmiş midir yoksa o gerektiğinde gazabını salıvermekten çekinmeyen bir tanrıyken, kibri, tamahkarlığı ve hırsıyla Ahab iblisin ta kendisi midir? Ya tayfasını ödül vaadiyle yoldan çıkarıp umarsızca ölüme götürmesine ne demeli? Acaba o tayfa kutsal bir savaşın neferleri olduklarını mı düşünmüştür yoksa deccalin ardında yürüdüklerini mi? Peki sağ kalıp öyküyü bize aktaran Ishmael şansıyla mı kurtuldu yoksa ibret olması için Moby Dick tarafından mı bağışlandı? Kurtuluşunun aracının bir tabut olması ne kadar talihli olursak olalım ölümün bir nefes kadar yakın olduğunu hep hatırlatmak için değildir de nedir?
Ve ah, Starbuck, en çok sana yandım. Hırsına ve kibrine kurban Ahab’ı anladım, Ahab’daki zehri hep canlı tutan Fedallah’ı, ödül uğruna gözlerini karartan tayfayı, hatta umarsızlığı ilkesizliğe yol açmış neşeli Strubb’ı bile anladım da