Bazi kitaplar hikayenin yada anlatılanın, kitabin yada sayfa sayısının hiç bir öneminin olmadığını anlatıyor.
İncecik bir kitapta size verilmek istenen mesaj ve geçen duygular yetiyorda artıyor.
Kitabın ismi, hikayesi ile müsemma bir kitaptı.
Mecburiyet!
Gitmek ve kalmak arasında,
Sevdiğin ve korktuğun arasında mecbur kalmak...
Seçim yapmak...
Kendinden kaçmak...
Stefan Zweig'dan okuduğum ilk eserdi. Ama 50 sayfalık bir kitap nasıl 2,3 saatlik izlenen bir film gibi etki eder insana...
Ferdinand ve Paula'nın arasında geçen herseyi yaşadım.
Paula'nin çırpınışlarını, bağırışlarını, dik duruşunu, boyun eğmeyişini, özgürlüğünü bizzat içimde hissettim. O tren garını, Ferdinand'ın sınırdaki bekleyişini...
Her şeyi gözümün önünde gördüm,
izleyerek okudum...
Ara ara elime alıp okuyacağım bir eser daha edindiğim için şanslı hissediyorum.
MecburiyetStefan Zweig · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202175bin okunma
Birden korkuyla sıçradı.
Sırt çantası titreyen ellerinden yere düştü.
Karşısında karısı duruyordu, solgun ve uykusuz görünüyordu, kederli bakışlarını Ferdinand'a çevirmişti.
"Geleceğini biliyordum. Üç günden beri biliyordum... Fakat seni terk etmeyi aklımdan bile gecirmedim. Sabahın erken saatlerinden beri burada bekliyorum.
İlk trenden beri bekliyorum
ve son tren kalkıncaya kadarda bekleyeceğim..."
" Aksini düşünmene rağmen dünyanın işlediği bu en büyük suça ortak olacak mısın, olmayacak mısın?
Çünkü itiraz etmeyen, karşı koymayan herkes suç ortağıdır.
Ve sen itiraz edebilirsin,
bu yüzdendir itiraz etmek zorundasın,
karşı koymak zorundasın."
Sanki bazen içindeki kaybolmuşluk yavaş yavaş düşünmeye çalışıyor ve tıpkı rüyada gibi derinlerden mırıldanıyordu:
Geri dön!
Henüz özgürsün!
Mecbur degilsin!
Fakat kanında işleyen o makine, konuşmayan, ancak sinirlerine ve tüm uzuvlarına hükmeden o makine onu görünmeyen bir 'mecbursun' la öne doğru itiyordu...