"Tüm hayal kırıklıklarını kalbinin en derin yerine doldurdu."
Tuğba Saydam'ın okuduğum ilk kitabı ve yazarım da yazdığı ilk kitabı... Bir yazarın ilk kitabını okuyarak onun iç dünyası ve kaleminin gücü ile tanışmak benim için harikulade bir şey...
Hiçlik ya da Her Şey dışarıdan bakıldığında "bir kedinin kaybolma" hikayesi gibi görünsede aslında ana karakterin iç dünyasını, zihin bulanıklığını, bazı kayıpların, travmaların ve ayrılıkların insanlar üzerinde "aslında atlattıklarını düşünseler de" hiç farkında olmadıkları bir anda, bilinçaltı tetiklenmesi ile nasıl ortaya çıktığını anlatıyor.
Anlatırken de şöyle bir sarsıyor insanı...
Hepimiz kendimize karşı fazlasıyla acımasızız, en çok da "kendi kendimizi yargılarken." Başka insanlara yakıştıramadığımız "hayır o bunu yapmaz dediğimiz, o akıllı, zeki" dediğimiz şeylerin tam zıddını kendimize yakıştırıyoruz, yetmiyor bir de cezalandırıyoruz kendimizi. Çünkü o zihnimiz hiç susmuyor, hiç uyumuyor...
Tuğba Saydam öyle bir karakter portresi çizmiş ki, okurken insanın kendinden bir şeyler bulmaması imkansız. Lirik, akıcı ve insanı içine çeken bir dille yazdığı eserinde aslında bizlere insanın "acı, travma ve ayrılıklar" karşında yaşadığı süreci tüm gerçekliğiyle gösteriyor. Oluşturduğu karakterin yaşadığı sarsıntıyı içinizde hissediyorsunuz...
Sevgili Tuğba Saydam'ın ilk kitabı olan Hiçlik ya da Her Şey kitabını okumak isteyen herkese öneririm zira bazı kitapların sayfa sayısı az olsa da bıraktığı etki o kadar büyük oluyor ki "iyi ki" okumuşum dedirtiyor.
...
Yazarın ikinci kitabı ve ilk kitabının devamı olan Derinlik' te ise karakterimizin travmalarının, yaşadığı acıların ve neden kendine karşı bu kadar acımasız olduğunun derinine iniyoruz.
Bu kitabı okurken "her ne kadar hayali kurgu gibi olsa da okuduğumuz kitaplar, gerçek hayattan
Hiçlik ya da Her ŞeyTuğba Saydam · Kitapyurdu Doğrudan Yayıncılık · 2024349 okunma
Ben para için askerlik yapmadım! Ben vatanım, Allah’ım için savaştım!”diyerek reddetmiştir. Geri kalan ömründe fakirlik ve yokluk çekmiş, gaza maaşına ihtiyacı olmasına rağmen…
Türk DamarıAlim Serkan Cesur · İkinci Adam Yayınları · 202621 okunma
ROY : 24 Kasım 1961'de Hindistan'ın Kerela eyaletinden Hristiyan bir anne ile Hindu bir babanın kızı olarak dünyaya geldi. Aymanam Köyü'nde annesinin işlettiği okulda okudu. 16 yaşında evi terk etti. Delhi Mimarlık Okulu'nda okudu, ama mimarlığı hiçbir zaman sevmedi. Dört yıl süren ilk evliliğini bir okul arkadaşı ile yaptı ve bir süre eşiyle birlikte çiçek çocuk olarak(hippi-Savaşa hayır-doğayla uyumlu) yaşadı. Daha sonra bu hayatı bırakarak Ulusal Şehir İşleri Dairesi'nde çalışmaya başladı. Bir bursla İtalya'ya giderek anıt restorasyonu üzerinde çalışırken yazarlık yönünü keşfetti. İkinci eşi ile birlikte bir televizyon kanalı için dizi film, Hindistan'da üniversite öğrencilerinin yaşamına ilişkin bir film senaryosu, Hindistan'ın kırsal kesiminde eşleri tarafından istismar edilen kadınların kahramanı haline gelen Phoolan Devi hakkında tartışmalı bir film senaryosu yazdı. Son filmi mahkemelik olunca aerobik öğretmenliği yapmaya ve romanını yazmaya başladı. Kendi çocukluğundan esinlenerek beş yılda yazdığı romanını 1996'da tamamladı.
1997'de ilk ve tek romanı Küçük Şeylerin Tanrısı romanı ile İngiltere'nin en saygın edebiyat ödülü olan Booker ödülü'nü aldı. Bu ödülü alan ilk Hint kadın oldu. Kitap çeşitli dillere çevrilerek yaklaşık 8 milyon satış rakamına ulaştı. "Sokaktaki İnsanın İmparatorluk Rehberi", "Ya çek defteri ya Cruise Füzesi" adlı kitapların da yazarı olan Roy, yirmi yol boyunca siyasi konularda kitaplar yazmış ve küreselleşme karşıtı görüşleri ile tanınmıştır. 2002'de Lanan Kültürel Özgürlük Ödülü, 2004 yılında Sydney Barış Ödülü'nü kazanan Roy, 2005'te Irak Dünya Mahkemesi adlı küresel girişim nedeniyle İstanbul'da bulundu. 2002'de Narmada'daki baraj projesine karşı çıktığı için bir günlük hapis cezasına çarptırılmış olan Roy, 2014 yılında Mahatma
Gerçek zenginliği ve gerçek fakirliği sadece dünya penceredinden bakan insanlara, İmam ahiret penceresinden baktırmış kitapta. Dünya penceresinden baktığımız zaman, zenginliğin; mal mülk evlat olarak görüyoruz fakirliği ise punlardan noksan olarak. İmam ise gerçek zenginliğin:
Kim, kendi zenginlik sebebine muhtaç olur, ona dayanır ve güvenirse ona zengin denmez. Çünkü o, vasıtalara muhtaç olan birisidir.
Bir kişi ancak, sebepleri yaratan Zât'ın rahmetine, hikmetine, tasarrufuna ve güzel tedbirine vâkıf olduktan sonra O'nunla zenginleşir ve sebeplere dayanma illetinden kurtulursa “zengin” diye vasıflanabilir. Kim, sebeplere güvenip dayanma ve Hakk'ın hükmüyle —O'na boyun eğerek— çekişme hastalığından kurtulursa, onun kalp zenginliği gerçekleşmiş olur.
Kişi, Allah'ın güzel tedbirine vâkıf olup kalbi bununla zenginleştiğinde, sadece bununla tam zengin sayılmaz. Bir de buna, Allah'ın hükmüne boyun eğerek teslim olmanın eklenmesi gerekir. Çünkü Allah'ın hükmüyle çekişip başka hükümlere başvurmak, seçme hakkını kullanmadaki düşüncesizliğe delalet eder ki bu, seçme hakkını kullanan kimsenin seçilen şeye muhtaç olduğunu gösterir. Allah'ın dilemediği bir şeye ihtiyaç hisseden kimseye, Allah'ın tedbirini gözeterek zengin olmuş denemez.
Bundan dolayı diyoruz ki; Allah'ın kulu için olan tedbiri göz önüne alınarak zengin olmak, ancak Allah'ın güzel tedbirine vâkıf olduktan sonra O'nun hükümleriyle çekişmeyip itaat etmekle olur.
Aslında dünyaya ne kadar bel bağlarsak o derecede fakirleşiyoruz. Çünkü bel bağladığımız. Gelip geçici olandır.
Zenginliği bide bu bakıştan aktarıyor:
Şeyhin zenginliği bu derecelere ayırması, zenginliğin bağlı olduğu şey açısından kaynaklanmaktadır. Şeyh şöyle diyor:
"Kalp zenginliğine gelince; kalbin sebeplere itimat etmekten kurtulması, Hakk’ın
İlk kitapta çocuklarından ayrı düşen ve asla kavuşamayan Piruze'Yi okumuştuk, bu kitapta ise geçen 21 yılda yaşananlar yer alıyor.
Bir tarafta iş hayatının tacizlerinden, zorluklarından bunalan ama kariyerine ulaşan güçlü bir tekstil fabrikası olan , güzel bir evlilik yapan Piruze, diğer tarafta ise her şeyini kaybetmiş, hastalıkla boğuşan asla başka kadına bakmayan, kendisini ibadete adamış ama çocuklarına anneleri hakkında çok ağır iftiralarda bulunan eski es Wassim.
3 çocuk annelerinin ahlaksız olduğunu düşünerek, annesizlikleri yüzünden dislanarak, parasiz pulsuz fakirlik içinde yaşarken annelerini hem ozlemeleri hem nefret etmelerini konu alıyor.
Yıllar sonra gelen kavuşmada hepsi o kadar şeyden yarım kalmış, ama o kadar özlem dolular ki..
Geri gelemez bir 21 yılın ardından yaşananlar gerçekten çok mutlu edici
Ana fikir: İnsanların mutluluğu yalnızca maddi zenginlikle ölçülmez. Fakirlik de zenginlik de kendi içinde sıkıntılar barındırır; önemli olan kanaat, insanlık ve hayata dengeli bakabilmektir.
Zeytin EkmekÖmer Seyfettin · Yeni Çizgi Yayınları · 2007100 okunma