Biliyoruz, fakiriz. Rüzgar estiğinde evimiz sallanır ama biz titremeyiz. Zenginler için yeterince iyi olmayan, somun somun atılan ekmekleri biz yiyebiliriz. Bu ekmekler tavuklara verilemeyecek kadar güzel. Bu bizim hayatımız. Tabii ki yeriz. Utanmıyoruz. Gazete satarak kazandığımız parayla geçiniyoruz. Evimizin damı akar, akan suyu leğenlere toplarız, ama hepimiz orada yaşıyoruz, hepimiz sağız, evimizin zemini biz bastıkça çöker, evimiz çekirge, örümcek, fare dolu, orada evimizdeyiz, orada yaşıyoruz.
Burada ağaç yaprakları sana seslenecek, kayalar sana gülümseyecek, nehir seni selamlayacak. Burada fakirlik de yok zenginlik de; keder de yok acı da; kin de nefret de.Burada herkes ölümde eşitliği buluyor.
Hasen şöyle demiştir: İleride insanları Sünnet’e muhâlefete çağıracak emîrler gelecektir. Yönetilenler de dünyalarını kaybetmekten korktukları için onlara itaat edeceklerdir. İşte o zaman Allah imanı onlardan çekip alacak ve bunun yerine onlara fakirlik verecektir. Sabrı da onlardan çekip alacak ve sabretmelerine karşılık onları mükâfatlandırmayacaktır.
Gerçeği budur ki Anadolu'nun fakirliğinde vaktiyle kendi hastalığı olan ve insanını asırlarca tahrip eden sıtmaya benzer bir şey vardır. Tadanlar bilir ki hiç bir lezzet sıtma üşümesi ile yarışamaz.
"Ey Emirü'l- Müminîn! Bize dünyayı anlat!" dedi. Ali (ra) söyle cevap verdi: "Sana nasıl anlatayım ki? Orası öyle bir yerdir ki, sağlık orada hastalığa dönüşür, güven orada pişmanlığa dönüşür, fakirlik orada üzüntü getirir, zenginlik orada fitneye sürükler. Helali hesap, haramı ise azap getirir. Şüpheli olanı ise
kınamaya neden olur"