Anaokulunda iken, şehrimizde tiyatro vardı ve adı "Küçük Kara Balık" idi. Bu eserden uyarlanmıştı. Öğretmenimiz, bizi o tiyatroya götürmüştü. Size şöyle iyiydi, böyle kötüydü demek isterdim ama affınıza sığınarak o zamanlarda en fazla 5, hadi bilemediniz 6 yaşında olduğumu belirterek, hatırlayamadığımı söylemek isterim. Zaten hafızam nadiren iyi olmuştur.
Bazen, kütüphanemi düzenlerim. Aniden gelen bir istektir bu; içime birden doğar. Kitaplarımı seyredururum ve bazen düzenleme yerine bazılarını tekrardan okumaya karar veririm. O esnada, Küçük Kara Balık gözüme takılır. Ve annemin bana onu okuduğu zamanlar aklıma gelir. Nostalji. Bu duyguyu yaşatan kitaplara sahip olmanız dileğiyle.
İyi okumalar.
Toz Parmak serin taş basamaklara oturmuş bekliyordu. Korkudan midesi bulanıyordu ama neden korktuğunu kendisi de bilmiyordu. Belki de arkasındaki anıt ona ölümü anımsatıyordu. Ölümden her zaman çok korkardı. Buz gibi geliyordu ona ölüm, ateşsiz bir gece gibi. Oysa artık bir şeyden daha korkuyordu, o da hüzündü. Büyülü Dil onu bu dünyaya taşıdıktan sonra ikinci bir gölge gibi izliyordu onu hüzün. Hareket etmesini ağırlaştıran, gökyüzünü karartan hüzün.