Anaokulunda iken, şehrimizde tiyatro vardı ve adı "Küçük Kara Balık" idi. Bu eserden uyarlanmıştı. Öğretmenimiz, bizi o tiyatroya götürmüştü. Size şöyle iyiydi, böyle kötüydü demek isterdim ama affınıza sığınarak o zamanlarda en fazla 5, hadi bilemediniz 6 yaşında olduğumu belirterek, hatırlayamadığımı söylemek isterim. Zaten hafızam nadiren iyi olmuştur.
Bazen, kütüphanemi düzenlerim. Aniden gelen bir istektir bu; içime birden doğar. Kitaplarımı seyredururum ve bazen düzenleme yerine bazılarını tekrardan okumaya karar veririm. O esnada, Küçük Kara Balık gözüme takılır. Ve annemin bana onu okuduğu zamanlar aklıma gelir. Nostalji. Bu duyguyu yaşatan kitaplara sahip olmanız dileğiyle.
İyi okumalar.
Açıkçası, kitapçıya ayaküstü uğramıştım ve üstümde fazla para yoktu; bir kitap alıp çıkacaktım. Üst kata çıktığımda biraz rafları talan ettim ve bu kitabı buldum. İnceliğinden olsa gerek, hemen bitireceğimi düşündüm. Oysa sindirilerek okunması gereken kitaplardan bu kitap. Sadık Hidâyet'i bu kitabıyla tanımış birisi olarak, ilk izlenimimin çok iyi olduğunu söyleyebilirim. İyi okumalar.
Genelde felsefe okurken notlar alırım. Daha yirminci sayfaya bile gelemedim, notlarım bir sayfa. Akıcı bir dille anlatılıyor tüm bilgiler. Tarih gibi felsefe okurken de ben, akıcı bir dil olduğu zaman daha iyi anlarım. Ama, "Ayrıca bilincin, çevremizdeki dünyayı gözleme işleviyle karşıtlık içinde sadece öznenin kendi hallerini gözleme işlevine sahip olduğunu düşünmek için hiçbir evrimsel neden de yoktur." cümlesinde ne demek istediğini anlayamadım, birileri yardımcı olabilir mi?
Kitap, ince olsa da derin felsefi içerikler barındırıyor. Bunu bir hikâyede harmanlamak, bir usta işidir. İlk okuyuşta bunları fark edemesem de (yaşım dolayısıyla), ikinci ve üçüncüde idrak ettim.