Charlotte Perkins GilmanKadınlar Ülkesi Kitap bir ütopya romanıdır. Kadınların erkeklerden bağımsız şekilde yaşadığı hayali bir toplumu anlatır.
Keşfedilmemiş bir bölgede yalnızca kadınların yaşadığı gizemli bir ülkenin bulunduğu söylentisiyle başlayan kitap, 3 erkek araştırmacının bu gizemli yeri görmek istemesiyle devam ediyor. Ön yargılarla gittikleri ülkede hiçbir erkeğin olmadığını kabullenmeyerek gidiyorlar ama oraya vardıklarında gerçekten hiç erkeğin olmadığını, yaklaşık 2 bin yıldır kadınların kendi başlarına yaşadıklarını, toplumun savaşsız, suçsuz ve düzenli olmasını, çocuk yetiştirmenin bütün toplumun ortak sorumluluğunda olması, eğitim, üretim ve dayanışmanın çok güzel bir sistemle ilerlediğine şahit oluyorlar. Erkek karakterler kendi toplumlarından getirdikleri kadın-erkek rolleriyle bu yeni toplumu anlamaya çalışırlar ama ön yargıları öyle çoktur ki bir süre bu konuda zorluk yaşarlar.
3 erkeğin bakış açısından sunulması ataerkil düzenin yansımasını da gösteriyor bize, ben keyifle okudum.
Nimet YıldırımArdavirafname Zerdüştlük için önemli bir eserdir. Kitap Ardavirafname adlı bir din adamının ahiret yolculuğunu anlatır. Ölümden sonra ne olacağı, cennet ve cehennem tasvirleri, insanların amellerine göre alacakları karşılıklar anlatılır. Din zayıflamaya başlayınca rahipler bir çözüm arar ve en güvenilir kişi olarak Ardavirafname seçilir, ona kutsal bir içecek verilir. Ruhsal bir yolculuğa çıkar ve öte dünyayı gezer. Cennette ve cehennemde insanların yaptıkları amellere karşılık aldıkları mükafat ve cezalar tasvir edilir. Zerdüştlükte ahiret inancını anlatan en önemli metinlerdendir.
Fatma BayramEn Güzel Kıssa hz Yusuf kıssasını hep çok sevmişmişimdir. Okurken her kısmından ayrı bir ders çıkarırım. Bu zamana kadar hiç hz Yakup açısından bakmamıştım olaylara, yazar sayesinde yeni bir bakış açısı kazandım. Hz Yakup, gerçekten babalığı noktasında üzerinde çok durulması gereken bir peygamber. Hz Yusuf zaten çocukluğundan itibaren yaşadığı zorluklarla Allah’ın da yardımıyla başa çıkabilmiş ve kendisini gösterebildiği her yerde başarısıyla göstermekten geri durmamış özgüvenli bir kişiliktir. Sade dili ve anlatımıyla konuyu çok güzel aktarmış yazar. Güzel bakış açıları ve perspektifler sunmuş. Ben keyifle okudum.
Hayy Bin Yakzânİbn Tufeyl kitabı ilk islam felsefesi dersini dinlerken hocanın bahsetmesi ile duydum. İlk duyduğumda konusu çok ilgimi çekti ve merak ettim büyük bi iştahla alıp kitaplığıma koydum. Okumaya geçtiğimde ilk sayfaları hep felsefi anlatım içerdiği için biraz yordu ve sonrasında da devam etmemi zorlaştırdı maalesef. Hocadan dinlerken bu felsefeden bağımsız sadece hikayeyi dinlediğim için akıcı ve merak ettirici gelmişti ama konuya başlayamamak biraz merakımı köreltti diyebilirim. Yine konunun başladığı ve devam ettiği yerler çok akıcıydı keyifle okudum ama dili ve felsefi anlatımı dahil olunca biraz zorlaştırdı. Konuya değinecek olursam, “insan tek başına hakikati bulabilir mi?” sorusunu ele alan bi konudur. Issız bir adada tek başına büyüyen Hayy, bi ceylanın kendisini sahiplenmesi sonucu içine doğduğu dünyayı tanır. Önce hayvanları, doğayı inceler kendini keşfeder ve Allahı bulmaya çalışır. Serüveni güzeldi sevdim ben.
Georgi GospodinovBahçıvan ve Ölüm Kişisel ve evrensel yas üzerine. Kitap, yazarın babasıyla ilişkisi, babasının ölümü ve ardından gelen duygular üzerinden ilerler. Roman olay örgüsünden ziyade anılar, düşünceler ve duygusal kırılmalarla ilerler. Ölüm, ani bir kırılma değil, yavaşça hayatın içine sızan bir gerçeklik olarak karşımıza çıkar. Dili gayet sade ve akıcı bi kitap.
Kitap oldukça merak ettiğim ama okumaktan biraz da içsel olarak geri durduğum bi kitaptı, çünkü içeriğini biliyordum ve cesaret edemiyordum. Açıkçası acıyı yaşama biçimi ve bunu kaleme almasını sevdim. Bi çok cümlesi beni sarstı ve kimi yerde aynı duyguları paylaştık. Bazı alıntıları tekrar tekrar okudum ve gerçekliği karşısında yaralandım diyebilirim. Mesela bi alıntıda “öldü” kelimesi üzerinde durmuştu, babamı kaybettiğimde o an anlık olarak “öldü” yazdığım biri vardı ve o alıntıyı okurken o zihnimde canlanıp durdu. 4 harfli basit bir kelime gibi ama ağırlığı öyle büyük ki. “Ondan telefon gelmeyen ilk doğum günüm” alıntısında mesela, kaybından tam bir ay sonra doğum günümdü ve ağlayarak onsuz 22 olduğumu mezarında söylemiştim. Özetle eğer böyle bi kayıp yaşadıysanız okumak ve kendi duygularınızla bağdaştığını görmek zor olabiliyor. yazarın erkek olması, baba ve erkek çocuğu arasındaki bu duyguların mesafeyle aktarılması da güzeldi. Yani ben çok daha duygusal yaklaşırken yazar o ataerkil düzenin içinden gelmenin getirdiği davranışlarla büyümek zorunda kaldığı için haliyle yasını anlatırken de yansıyor bu durum.
“Bir ölümü anlatmak onu yaşamaktan daha kolay değil” diyor, o yüzden bu kadar zor olmasına rağmen duygularını ve yaşadıklarını aktarabildiği için tebrik edilmeli.