herkes gibi sayfa sayısından dolayı bu kitabı okumaya çok korkuyordum, altyazı geçilsin, ancak kitabı bir oturuşta bitirmiş gibi hissettim tezat bir şekilde —ki bunun da bir başarı olduğunu düşünüyorum, okuyucuya 1000 sayfa kitap okutup 100 sayfa okutmuş gibi hissettirmek dostoyevski'nin kaleminin ne denli güçlü olduğuna işaret sadece. incelemede ilk söylemek istediğim buydu. ikinci olarak da dostoyevski'nin tam zıttını düşündüğü görüşleri sanki onu gerçekten savunuyormuş gibi yazması. gerçekten çok etkileyici bir özellik? inançlı ve inançsız, ya da din ile alakası bile olmayan, YA DA sadece laf olsun torba dolsun diye konuşan her karakteri o kadar özgün o kadar gerçekçi yazmış ki belli yerlerde onları okumak şok ediciydi. her karakterin bir ruhu var gibiydi, özellikle üç kardeşi aynı yazarın yazdığını düşünmek garip. dostoyevski'nin psikolojiyi ele alma konusunda başarılı olduğunu söyleyen herkese katılıyorum. bir tartışma esnasında karakterler o kadar ikna edici konuşuyorlar ki, hepsine inanasınız geliyor. özellikle bu, katili bulma kısmında çok belli ediyor kendini. gerçekten karakterler beni kendi düşüncemden saptırmak üzereydi. katil konusunda da yanılmışım ayrıca, bir tık üzdü yanlış kişiyi düşünmek :> onun dışında günaha bulanmış depresif karakterleri yazmaya bayılan dostoyevski'nin alyoşa'yı başrol yapması beni çok şaşırttı. sevgi dolu ve dinine sadık bir karakter okumayı beklemiyordum açıkçası. alyoşa'yı bu denli sevmeyi de beklemiyordum çünkü konu din olunca ivan'dan pek bir farkım yok. karakterlerin aralarındaki ilişki hakkında da konuşmak istiyorum, ivan ve alyoşa'nın karşılıklı diyalogları çoğu kişinin favorisidir diye düşünüyorum zaten. bana kalırsa din konusunda karmaşık düşünceleri olan biri bu kitabı okuduktan sonra tek bir düşünceye olta atabilir