"Schleiermacher, çevirilerin düpedüz yabancı metinler gibi görünmelerine yetecek kadar doğallıktan uzak olmaları gerektiğini savunmuş. İki seçenek olduğunu söylemiş: Ya çevirmen yazarı rahat bırakır ve okuru ona yaklaştırır ya da okuru rahat bırakır ve yazarı ona yaklaştırır. —Size hangisi doğru geliyor? Çevirmenler olarak kendimizi görünmez kılmak için elimizden geleni yapmalı mıyız? Yoksa okurlarımıza okudukları metnin anadillerinde yazılmadığını hatırlatmalı mıyız?"
"Bu cevabı olmayan bir soru. Ya metni kendi zamanına ve mekanına göre konumlandırırsın ya da şimdiki zamana, bugüne taşırsın. Daima bir şeylerden vazgeçersin."
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
"Sen nereden bileceksin ki? Şair değilsin."
"Aslında— Bence çeviri pek çok açıdan orijinal metinden daha zor olabilir. Şair istediğini söylemekte serbesttir, şiiri yazdığı dilin cambazlıkları arasından istediğini seçebilir. Dolayısıyla çevirmen hem çevirmen, hem edebi eleştirmen hem de şair olmalıdır; orijinal metni kullanılan tüm mekanizmaları anlayacak, anlamı olabildiğince doğru bir şekilde aktaracak, daha sonra çevrilmiş anlamı kendi yargısına göre orijinalle eşleşecek ve hedef dilde estetik açıdan hoş bir yapı oluşturacak şekilde yeniden düzenleyecek kadar iyi okumalıdır. Şair çayırda serbestçe koşar. Çevirmen prangalarla dans eder."